Resesyon nedir? Hayatımız elimizden nasıl alındı?
Türkçe bilimsel tanımı şöyle verilmiş; “Ekonomik büyümenin belirli bir süre negatif ya da yavaş olmasıdır. Ekonomide atıl kapasitenin olması ya da ekonominin uzun vadeli büyüme oranından daha düşük bir oranda büyümesi.”
Gelin bunu yaşayan birinin gözünden (tabii siz de yaşıyorsanız başka) tanımlayalım.
Durgunluk nasıl başladı? Bir günde olmadı tabii ki, ama bizde diğer ülkelerdeki gibi bir yavaşlama süreci de yaşanmadı. “Kriz gelecek! Kriz patlayacak! Şöyle fena olacak, böyle canımız yanacak!” naaralarıyla ve zaten geçmiş 2 acı krizin etkisiyle insanlar acı acı işlerin frenine bastı…
Çöküş şöyle başladı sanırım: Krizden canının yanmasından korkan işveren önlem olarak giderleri kıstı, firmalarda eleman çıkarılacak ddikoduları başladı. İşveren hmen ardından işten çıkarılma korkusunun üstüne işten çıkarmalara başladı. İşsiz kalanlar iş aramaya çalıştılar, fakat herkes birilerini işten çıkarıyordu ve işe alımlar çoktan durmuştu. İşsiz kalanlar bakkala borç yazdırmaya başladılar çünkü reklamlarına ve gazlamalara dayanamadan yüklü banka kredileri (ev, araba, ihtiyaç) çekmişlerdi ve banka aylık olarak bunların ödemelerini hesaplardan OTOMATİK kesiyordu. Buna ek olarak kira ve aylık ev giderleri, hatta kredi kartlarının ödemeleri de otomatikti. Banka hesapları birkaç ay içinde boşaldı. Tüm birikimleri biten ve üzerine 1 lira bile koyamayan onbinlece insan bakkal defterine yazdırmaya başladı.
Bu arada yandai filanca holdingin bile eleman çıkardığını duyan, fakat işleri yolunda gitmekte olan, ve fakat kendini aklıevvel sanan diğer işverenler de “ne olur ne olmaz, bir bildikleri vardır. Onlar bile çıkarıyorsa…” diyerek muhasebecilerine dahi danışmadan firma içi ekonomik kısıtlamalar ve hatta çalışanların işlerine son vermeye, ona cesaret edemeyenler de çalışanlarının bir kısmını “ücretsiz izine” diğer adıyla “borç batağına ve umutsuzluğa” yolladılar.
Diğer taraftan bankalar kredi alacaklarını tahsil edemedikleri kişileri hacze vermeye, cep telefnlarından dahi arayarak “falanca gün ödeeceksiniz değil m? buraya not alıyorum ha!” gibi telefonlar etmeye bşaladılar. Evlere tarihte görülmemiş yoğunlukta hacizci akını başladı. İnsanlar mutsuz, çaresiz evlerini terk edip memlekeeki akrabaların yaına taşınmaya başladı. Binlerce aile birliği dağıldı. Onbinlercesi de yine “önlem” olarak anlaşmalı ayrılıklar yaptılar. Haciz kesindi, bari olabilecek en az kayıpla bu tsunamiyi atlatmalıydı.
İnsanlar evlerini – eşlerini terketmek zorunda kaldılar -sırf önlem olsun- diye!
Bankalar vazgeçti mi? Tabii ki hayır. Borcunu ödemek isteyen fakat evin ancak gıda geçimini -onu da borçlarla- sağlamaya çalışan insanlar hakında idari takipler başladı. İhtarnameler çekildi. Polis kapılarına gitti ve çoktan taşındıklarını öğrenip yeni kiracıdan özür dilediler. T.C. Kimlik Numarası üzerinden kayıtlı olan borçlara GÜNLÜK yüksek faizler işlemeye başladı. Bunun bilincindeki borçlu kişiler oradan oraya kaç-kovala oynamaya mecbur bırakıldılar. Çünkü evindeki tüm eşyalar alındıktan sonra sıradakinin hapis olduğu aşikâr.
Dolayısıyla alım durdu. Sokaklarda her gün daha fazla gördüğümüz “kiralık dükkan”, “devren kiralık”, “zararına satışlar”, “krize dayanamadık kapatık!” yazılı mağazaların önünden geçmeye başladık. Maaşını tıkır tıkır alan insanlar, kendi sektörlerinin sırada olduğunu kulaktan kulağa fısıldamaya ve her aşam eve giderken yolda “acaba yarın da işten eve dönebilecek miyim?” diye kara kara düşünmeye başladılar.
Televizyonda ekonominin rekorlar kırdığı, refah düzeyinin hiç bu kadar iyi olmadığı ve birkaç cilalı palavra daha megafonlardan kalabalıklara haykırılıyordu. Parlak tv ekranının içindeki minicik insanlardan oluşan koca kalabalıklar “yaşaaa!”, “var ooolll!!” diye aklış tutuyorlardı.
Daha kriz Türkiye’ye gelmeden, çalışan nüfusun yarısı ya işsiz, ya da “ha bugün, ha yarın..” diyor, ya da “yarın 2 yerine 1 emekle idare etsek mi?” konuşuluyor evlerinde.
Herkes borç batağında ve her borç faizli.
Milyonlarca insan bankaların kölesi olarak çalışıyor: Kazancını, faizi borcunu ödemek için bankaya bırakıyor.
Başka milyonlarcası da bankaların peşlerine taktığı icra görevlileri ve polisler’den malını, canını kurtarabilmek için yuvasını dağıtmak zorunda kalıyor.
İşte resesyon’un Türkçesi bence budur. Gördüğüm, yaşadığım ve adının “resesyon” olduğunu söyledikleri toplumsal çöküş projesi.
[439] defa okundu.
