Drago – 5 (Eve Dönüş)
Uzun zamandır size Drago’yla ilgili yazamadım kusura bakmayın.
Bizimkinin büyüme sancıları iyice doruğa çıktığında artık tasmasız gezdireyim dedim bir gece parkta ve olanlar oldu. Drago Kaçtı!
O sabah halinde biraz huzursuzluk sezdim. Sürekli pencereden yukarı uzanip dışarı bakıyordu. Bazen de çişi gelmiş gibi iniltiler çıkarip başını bana çeviriyor sonra tekrar uzun uzun dışardaki parka bakıyordu. Ben görmezden geldim, bilgisayarda çok işim vardı çünkü. Şımarıklık yapıyor diye düşündüm ama hata etmişim!
Bizim evin arkasında sabit pazar kurulur perşembe ve pazar günleri. Önceki perşembe günü de pazarın toplanma saatinde, akşam, Drago’yu parka çıkardım. Bu sefer tasmasını çıkarip serbestçe dolaşmasını istedim. Neticede bana iyice alıştı diye düşünüyordum. Köpek sahipleri de bir yaştan
sonra dışarda tasmalarını çıkarır mutlu ederlermiş köpeklerini. Eh bizimki Ejderha kardeşim onun hakkı değil mi tasmasız dolaşmak? Çıkardım tasmayı, sonra bana biraz baktı, başını yana yatırdı (tipkı Jurassic Park’taki velociraptor’lar gibi göründü gözüme o an -tabii kırmızısi-) Sonra iki kanat çırpip yüzümün hizasına yükseldi ve “Tesssskür!” Diye cikledi.
Mutluluğum sadece birkaç saniye sürdü çünkü hızla parkın diğer ucuna gitti ve gözden kayboldu. Parkımızın ortasında hafif bir tümsek var, ben onun arkasına gitti sandım, koştum ama bulamadım. Ağaç pek yok bizim parkta, olanlar da zaten Drago’nun boyunda (o sabah ölçtüğümde boyu 70cm’yi biraz geçmişti) ve görünmüyordu ortada.
Seslendim, ıslık çaldım, gel yavrum dedim ama nafile, Drago gitmişti.
* * *
Evde onsuz geçen ilk gün hayatımdaki yerini anlamak için yetti de arttı bile. Meğer günün büyük bölümü Drago’yla geçiyormuş. Annem de üzüldü baya “Demek gitti Dragiş” diyordu.
Salondaki köşesini hiç bozmadım, içimde bir yerde bana son bakışında sanki birşey söylemek istiyordu diyen cılız bir ses kalmıştı. Zaten o ses tuttu beni Drago’nun köşesini bozmamak için.
Geçen 4 günde hatamı iyice anladım. Onu çok baskı altında tutmuştum. Zekasının ve fiziğinin hızlı gelişimini izleyip ona hayran kalırken, ergenlik çağına girdiğini görememişim. Hırçınlığını şımarıklığa, çocukluğuna yormuştum.
Geçmek bilmeyen 4 günün sonunda bir sabah, güneş yeni doğarken penceremde bir tıkırtı
Balkona iniş yapmış ve ayaklarının ucunda yükselip pencereye tık tık vuruyor tırnaklarını. Koşup balkon kapısını açınca bizim ufaklığın eskisi gibi ufaklık kalmadığını ve yakında başıma daha büyük işler açacağını farkettim aniden. Nerelerde takılmış, ne yiyip içtiyse, bizimki baya boy atmıştı, başı belime geliyordu artık ve balkondan odama girerken pulları daha parlak, yürüyüşü daha bir azametli göründü bana.
Bu hızlı büyümenin önüne geçemeyeceğimin farkındayım. Ne yapacağımı bilmez bir halde geçiyor günler. Neyse, bu konuda fazla da düşünmek istemiyorum.
Drago’ya sarıldığımda o da omzuma pençelerini koyup pış pış hareketi yapmaz mı çok güldüm. İnsanların arasında bir Ejderha. Vallahi tezatlar ülkesinde yaşıyoruz arkadaşlar. Gün geliyor bir ejderha sizi teselli etmek için elini omzunuza koyabiliyor..
* * *
Drago’dan gelişmeler köşesi:
- Boy 95cm
- Pullar daha parlak
- Gözleri mavimsi bir renk aldı döndüğünden beri
- Parkta artık hep tasmasız gidip geliyoruz
- Kediler Drago’yu seviyor o da onları. Hatta parktaki bir kediyi ellerine alip bana doğru uçtuğunda kedi onu tırmalamasa eve getirmemiz için ısrar edecekti.
- Annem Drago için özel bir deri yelek dikti, çok yakıştı (siyah)
Yine yazarım, kendinize iyi bakın
[186] defa okundu.

Son Yorumlar