<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>İşim Gücüm Web &#187; Hikayeler</title>
	<atom:link href="http://altug.gurkaynak.info/category/hikaye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://altug.gurkaynak.info</link>
	<description>Portfolio, Web Tasarım, XHTML, CSS, Hikayeler, Günlük...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Jul 2010 11:24:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Paralel 2</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/paralel-2/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/paralel-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 08:33:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=721</guid>
		<description><![CDATA[Beni fizikle ilgilenmeye iten tetikleyici güç, bu yaşadıklarımdı elbette. Başta hangi dala saldıracağımı bilemedimse de, okulu bitirmeme doğru tanıştığım bir hocam, beni farklı öğretileri bir arada kullanarak, akıllara bile gelmeyen soruların yanıtlarına ulaşacağıma dair ümitlendirmişti. Tabii kendisine bu yaşadığım kısa maceradan bahsedememiştim. Yalan olmasın, denedim. Ama sözler ağzımdan dökülemeden vazgeçtim. NE olacaktı ki? Adamcağız beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beni fizikle ilgilenmeye iten tetikleyici güç, bu yaşadıklarımdı elbette. Başta hangi dala saldıracağımı bilemedimse de, okulu bitirmeme doğru tanıştığım bir hocam, beni farklı öğretileri bir arada kullanarak, akıllara bile gelmeyen soruların yanıtlarına ulaşacağıma dair ümitlendirmişti. Tabii kendisine bu yaşadığım kısa maceradan bahsedememiştim. Yalan olmasın, denedim. Ama sözler ağzımdan dökülemeden vazgeçtim. NE olacaktı ki? Adamcağız beni deli sanacaktı, o da olmadı zıpır ve kötü şakalar yapan bir 4. sınıf öğrencisi olacaktım bir anda Profesörün gözünde.</p>
<p>Metafizik, Kuantum Fiziği, Parçacık fiziği ve Uzay &#8211; Zaman bükülmesi ve teorilerine dair ne buldumsa okuyup bu konuda ödevler hazırlar olmuştum. Çok az fizik öğrencisi benim gibi gönüllü ödevler hazırlıyormuş. Tabii bunların tamamı düşük notlarını biraz yukarı çekebilmek ümidiyle yapılan çırpınışlardı. Benimki ise içimden taşan, daha çok öğrenmek için didindiğim haftalarından sonra, notlarımı toparlayıp hocalara teslim etmekten ibaretti. Dolayısıyla gözlerinde büyüdüm ve Fiziği derece yaparak bitirdim. Ama yetti mi? Kesinlikle hayır!</p>
<p>6 yıl önce bir anda ortaya çıkan Cem&#8217;in, nasıl benim dünyama geldiğine dair belki yüzlerce sayfa teorik not çıkardım. Bir o kadarını da daha sonra öğrendiğim farklı kuramlarla çeliştikleri için yırtıp attım. Tıpkı <em>Vampirle Görüşme</em> filmindeki gibi sokak duvarlarından ona mesajlar yollamaya başladım bir gün. Cevap gelmiyordu. Yine de içimde bir his, sık sık &#8220;<em>Cem buralarda</em>&#8221; diyordu.</p>
<p><span id="more-721"></span>Tanıdık bir dünya&#8217;dan gelen, tanıdık bir yabancı. Sokakta mı yatıyor? Bir işe mi girdi? Ne yapıyorsun ikizim?</p>
<p>O yılın sonlarına doğru çalışma tempom ve aşırı stres kaynaklı olduğu söylenen bir kriz geçirdim. Sinir krizi gibi başladıysa da beni çok sarsan ateşli bir yatakta tedaviyle sona erdi. Aile doktorumuzun da tavsiyesi ve tabii bir süredir yanında çalışmakta olduğum eski hocamın da ısrarlarıyla zoraki bir tatile çıktım.</p>
<p>Rotamı belirlemiştim; önce Ankara&#8217;dan Çanakkale&#8217;ye, oradan İzmir ve güneye doğru bir yarım daire çizip, Antalya&#8217;dan dosdoğru eve dönüş.</p>
<p>Çanakkale&#8217;de geçirdiğim 2 gün&#8217;den sonra İzmir&#8217;e yollanmanın zamanı gelmişti. Çanakkale&#8217;de gün batımı harikadır. Biletlerimi alıp sahilde son bir gün batımı keyfi yaşamak için bir kafe&#8217;ye oturup biramı söyledim. Eski alışkanlığımla, sırt çantamdan çıkardığım defterime gün içinde aklıma gelen yapılacaklar ve düşüncelerimi not alırken masama iki bira konduğunu gördüm göz ucuyla. Başımı kaldırıp garsona &#8220;ne oluyor?&#8221; diyemeden donakaldım.</p>
<p>Cem, parmağını dudağına götürüp &#8220;Şşş! Hoşgeldin kanka&#8221; deyip gülümseyerek masama oturdu. Denizin biraz gerisinde şemsiyeli masada yan yana oturmuş iki kardeş gibi görünüyor olmalıydık herhalde. Biri gülümseyen ve keyifli, diğeri endişeli iki kardeş.</p>
<p>- Seni dün çarşıda dolaşırken görünce ben de çok şaşırdım. Bir daha birbirimizi görmeyiz sanmıştım ama, işte gelip buldun beni. Nasılsın?<br />
- İyiyim de, ben seni aramıyordum. Yani aramıştım ama şu anda öyle bişey yok. Bilakis unutmaya çalışıyordum olanları.<br />
- Ama olmuyor değil mi?<br />
- Olmuyor..</p>
<p>Tekrar yüzümüzü kızıl gün batımına çevirip biralarımızı yudumladık. Paralel evren&#8217;den gelen kendimle aynı masada tekrar oturuyor olmak kalbimi deli gibi attırıyordu. Sormak istediğim yüzlerce soru karman çorman bir yün yumağına dönüşmüş ve dilim düğümlenmiş halde biramdan büyükçe bir yudum daha alıp, yüzümü ona döndüm.</p>
<p>- Konuşmamız lazım.</p>
<p style="text-align: center;">- o -</p>
<p>Kaldığım pansiyona döndüğümüzde halen ciddi bir şey konuşmamıştık ama ondaki değişim görülemeyecek gibi değildi. Vücudu daha atletik bir hale gelmişti ve plaj gömleğinin altından dövmeler görünüyordu. Sigaraya da başlamıştı. En çok bu kararı beni şaşırttı. Beni kesseler sigara içmem gibi geliyordu.</p>
<p>Pansiyonda o sırada tek kalan bendim, diğer iki oda boştu ve deniz tarafındaki manzaralı odayı bana tahsis etmişlerdi.</p>
<p>- Gel balkona oturalım, çok sıcak.<br />
- Eğer açık konuşacaksak tuhaf olmaz mı? Bir duyan olursa?<br />
- Merak etme, tek kalan benim.<br />
- Sen bilirsin, sigara?<br />
- Hala kullanmıyorum sağol.<br />
- O zaman bu akşamlık ben de bırakabilirim.</p>
<p>Gece geç saate kadar konuştuk. Ankara&#8217;da duvarlara yazdığım mesajları görmüş ve bunun üzerine uzaklaşmıştı. Birkaç sayfiye yerinde günübirlik işler yapmış, bu evrene çekildiğinden beri hep daha önce yapmak isteyip korktuğu şeylerin peşinde koşmuştu. Maaşlı ve geleceğini sağlama almak isteyen bir iş yerine tur gemilerinde tayfalık, balıkçılık yapmıştı. Paraşütle atlamış, vücuduna dövmeler yaptırmış ve bol bol gezmişti. Bir ara karıştığı karanlık dünya&#8217;da kendine sahte bir kimlik bile düzenletmiş, doğum kaydını bile ayarlamıştı. Yine de anlatırken özellikle vurgular gibiydi; &#8216;<em>günümü gün etmek değil derdim, istediğim hayatı yaşamalıyım</em>&#8216; diyordu satır aralarında.</p>
<p>Sıra bana geldiğinde yıllarımı teorik fizik üzerine geçirdiğimi duyunca kahkahayı patlatıverdi.</p>
<p>- Baksana, hayatlarımız nasıl ayrı yönlere doğru akmış. Ben gelmemiş olsam, kimbilir ne işlerde çalışıyor olacaktık.<br />
- Evet, birbirimizden ve evren&#8217;in kurallarından habersiz.<br />
- Ne var bunda be oğlum? Fizik profesörü ol, kel kabak bir bilim adamına dönüştür kendini ve büyük sorunun cevabını buldun diyelim. Ne olacak? Bir cevap için ömrünü harcayacaksın? Eee? Sonra ben hayattaysam gelip diyeceksin ki, şöyle şöyle olmuş da gelmişsin? Eee? Umurumda olacak mı sence? Hayır!<br />
- Senin için yaptığım düşüncesine de nerden kapıldın? Böyle bir şey var, bu bir yol, bir kapı belki, bilmiyorum. Ama ne olduğunu çözersek, nelere imkân sağlarız düşünsene!</p>
<p>Biraz durup bunun üzerine düşündü, belki de düşünür gibi yaptı bilemiyorum. Omuzlarını silkip bir bira daha açtı sonra ve sandalyesini geri yatırıp gülümsedi</p>
<p>- Sen o sırrı çözerken hayatını harcamaya hazırsın. Bense hayatımı yaşamak istiyorum. Bence kurcalamanın anlamı yok.</p>
<p>Galiba bu sözlere o sırada biraz fazla tepki gösterdim. Girdiğim yolun beni nereye götüreceğini bilmiyordum. Bir cevap bulup bulamayacağım kesin değildi. Ama &#8216;<em>bir bilim adamı olarak elimden geleni yapmalı ve çalışmalarımı benden sonrakilere aktarmalıyım</em>&#8216; diyordum. Şimdi düşünüyorum da, bazen &#8216;<em>iyi ki vazgeçmemişim</em>&#8216; diyorum, bazen de <em>&#8216;beyhude geçti yıllarım</em>&#8216; havasında şarkılar yankılanıyor aklımda.</p>
<p>Yabancı ikizimle soğuk şekilde ayrıldık o akşam, ama yeni aldığımız bir kararla birbirimize telefon numaralarımızı verip ara sıra haberleşmeye sözleştik. Bazen birkaç yılda bir, soğuk bir &#8220;<em>nasılsın?</em>&#8221; telefonu, bazen günde birkaç defa peş peşe birbirimizi aradığımız tartışmalı ve ikimizin de birbirimize yönelttiği &#8220;<em>şu hayatına bir çeki düzen ver artık!</em>&#8221; nasihatleriyle didişiyorduk.</p>
<p>Sonunda o biraz duruldu, ben biraz gevşedim ve iki zıt kutuptan, biraz daha sakin insanlara dönüştük.</p>
<p>Bugün 60. doğum günümüz. Sırrımızdan eşlerimiz ve çocuklarımız bile haberdar değil. Sadece telefonda hal hatır soran ama asla bir araya gelmeyen asker arkadaşları olarak biliyorlar bizi.</p>
<p>Asıl büyük haber&#8217;i yazmayı unutuyordum az kalsın.</p>
<p>20 yıllık çalışma ve bir yığın gizlilik sözleşmelerinin ardından, yarın geçit&#8217;in ilk denemesini yapıyoruz. Evet! Bir geçit yaptık. Bu dünyayı diğerine bağlayacak bir tünel, mini bir solucan deliği açacağını hesaplıyoruz. Diğer Cem umursamıyor gibi davransa da yemezler, onun ciğerini bilirim ben. Sonucu benim kadar merakla bekliyor.</p>
<p>Yarın büyük gün!</p>

<p class="sayac_bilgi">[259] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/paralel-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>Paralel</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/paralel/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/paralel/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2010 07:49:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=689</guid>
		<description><![CDATA[Size anlatacağım hikâye, ne gerçek, ne de hayal ürünü. Bunca yıl sonra bile, halâ düşündüğümde &#8216;gerçek miydi yahu?&#8216; diye tereddütte kalırım. Belki de bunu gerçekten yaşadım. Yoksa anısının bu kadar kuvvetli olması ve yıllar sonra bile denemeler yapmam boşuna mı?
Liseyi bitirdiğim yıldı. Yaz tatili yeni başlamış, kankalar bir yerlere gitmiş, bense sıkıntı ve yazın ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Size anlatacağım hikâye, ne gerçek, ne de hayal ürünü. Bunca yıl sonra bile, halâ düşündüğümde &#8216;<em>gerçek miydi yahu?</em>&#8216; diye tereddütte kalırım. Belki de bunu gerçekten yaşadım. Yoksa anısının bu kadar kuvvetli olması ve yıllar sonra bile denemeler yapmam boşuna mı?</p>
<p>Liseyi bitirdiğim yıldı. Yaz tatili yeni başlamış, kankalar bir yerlere gitmiş, bense sıkıntı ve yazın ilk sıcak günleriyle bunalmaya başlamıştım. Bilgisayarım arızalandığından onunla da vakit geçiremiyor, tamamı okunmuş, hatta bazıları ikişer defa okunmuş, kitaplarımın yığıldığı kitaplığımın karşısında dakikalarca vakit geçiriyordum.</p>
<p>Sokaklar dolaşılamayacak kadar sıcak, tatil yerleri gidilemeyecek kadar pahalıydı. Televizyonu da pek sevmediğimden bir gün kumandayı karşı koltuğa fırlatıp odamın düzenini değiştirmeye giriştim. Size de olmuştur, öyle, bir anda kalkar bir şey yaparsınız düşünmeden. Yatağımı odanın ortasına çekip kitapları devirmeden kitaplığımı yatağın eski yerine ittirmeye çalışıyordum. Bir elim kitaplıkta, diğeri duvara dayanmış halde yavaş yavaş ittirirken onu duydum; &#8220;N&#8217;oluyor yaa?&#8221;</p>
<p><span id="more-689"></span>Evde yalnızdım, ses tanıdıktı ve arkamdan geliyordu. Sırtımdan bir anda boşalan soğuk terle, kala kaldım. Ayakta durmuş, üzerinde benim şortum ve en sevdiğim gömleğimle bana bakan BEN, benim kadar şaşkındı. Geri geri iki adım atıp, odanın ortasındaki yatağa çöküverdi. O manzarayı aklıma getirdiğim şu anda bile sırtım ürperiyor.</p>
<p>- Ne yapıyorsun? Sen nasıl.. ya olamaz! Deliriyor muyum?</p>
<p>Duvarın dibine çökmüş ve gözlerimi kırpmadan ona bakıyordum. Birbirimize bakıp ikimiz de sağ elimizi şaşkınlıkla başımıza koyduk. Benle aynı hareketi, benim gibi yapıyor olsa da, arkamda bir anda ortaya çıkan bu ikinci ben, benim kadar şaşkın, paniklemiş ama farklıydı. Delirmiş miydim? Yoksa başka birinin deliliği mi oluyordum? Konuşan yine o oldu.</p>
<p>- Konuşsana!<br />
- Ne diyeyim, ben de şaşırdım. Sen nerden çıktın? Rüya mı görüyorum?<br />
- Asıl sen çıktın ortaya. Odama geliyorum ve birinin yatağımın yerini değiştirdiğini, dolabımı ittirdiğini görüyorum. VE O KİŞİ BENİM!<br />
- Asıl sen bensin. Aha, delirdim galiba sıkıntıdan! Bir bu eksikti.</p>
<p>Sinirli, şaşkın, inceleyen gözlerle susup birbirimize baktık. Gömleğimin içine her zaman tişört giyerim. O giymemişti ve önü açıktı. Kendine baya iyi bakmıştı, çünkü baklava gibi kaslarını görebiliyordum. Benimse her gün büyüyen bir göbeğim vardı o zamanlar. Yeni traş olmuş ve saçları jöleliydi, oysa ben asla jöle kullanmam ve genelde kirli sakal gezerdim.</p>
<p>Gülümseyip bana elini uzattı. Ancak o zaman farkettim halâ yerde oturduğumu. Elini tutup kalktım.</p>
<p>- Adın ne?<br />
- Cem. Senin?<br />
- Benim de.</p>
<p>Kaşlarını çatıp tekrar yatağa oturdu. Ben de yanına oturup darmadağın odaya baktım bir süre.</p>
<p>- Yani nedir şimdi? Ne oldu sence?<br />
- Ne bileyim? Paralel evren şeysi mi acaba?<br />
- Oha! Çok bilimkurgu okumanın sonucu, gördüğüm rüyaya bak.<br />
- NE rüyası dıngıl. Baya baya gerçek gibi.</p>
<p>Bir süre bakıştıktan sonra siniri bozulmuş gibi gülmeye başladı. &#8216;<em>Demek gülerken böyle görünüyorum</em>&#8216; diye düşündüm. Beni de bir gülme aldı. Biraz sonra aniden, gülmesi kesilip sabit bir noktaya baktığını fark edip ben de sustum. Çalışma masamdaki fotoğrafa bakıyordu. Uzanıp resmi elime aldım.</p>
<p>- Hatırlıyor musun o günü?<br />
- Evet, ama çerçeve farklı. Benim değil, senin evrenindeyiz anlaşılan.</p>
<p>Bir anda işler değişti. Misafir değil, ev sahibi olarak paralel evrenden gelen kopyama ev sahipliği yapacağım tuttu.</p>
<p>- Tamam sakin ol, sana su getireyim mi?<br />
- Kendim alırım, ev aynı nasılsa. Ne yapacağız şimdi sen onu söyle.</p>
<p>Ben elimdeki resme bakarken o kalkıp mutfağa doğru yürüdü. Yürürken aynı benim sinirli zamanlarımda yaptığım gibi boynunu sağa sola çevirip çıtlattığında rüyada olmadığımı düşündüm. İnsan bu kadar detaylı rüya görmez. Görmez değil mi?</p>
<p>Mutfaktan elinde boş bardakla ve kocaman açılmış gözlerle döndü.</p>
<p>- Ne oldu? Niye öyle bakıyorsun?<br />
- Bana yalan söyleme, dürüst ol, bir şey soracağım.<br />
- Sor.<br />
- Salonda pipo kokusu var. Babamız yaşıyor mu?<br />
- Nasıl soru o? Tabii ki yaşıyor.</p>
<p>Bardağı düşürüp iki elini başının üstünde kenetledi. Yine aynı bakış; şaşkınlık, mutluluk ve kaybolmuş bir çocuk yüzü.</p>
<p>- Babamız geçen yıl öldü benim tarafta!<br />
- Ne diyorsun?!<br />
- N&#8217;oluyor bana ya? Nasıl oluyor da gerçek olabiliyor?!<br />
- Bana sorma, ben de şaşkınım. Seni nasıl geri döndüreceğimizi bulalım.<br />
- Ben .. geri dönmesem olmaz mı?<br />
- Saçmalama! Nasıl açıklarız bunu? Hem diğer tarafta aniden yok olman çok tehlikeli. Annemizi yalnız bırakmış olmaz mısın?</p>
<p>Uzun süre omuzlarını düşürüp düşündükten sonra başını kaldırıp ıslak gözlerle bana baktı. Hiç unutmadım o bakışı. Daha sonra bir gün aynada tekrar o bakışı gördüğümde bunun da rüya olmadığına emin oldum. Bana bakıp &#8220;Haksızlık bu&#8221; dedi ve yatağa çöküp ağlamaya başladı. Şimdi şimdi fark ediyorum ki ikimiz de yaşadığımız şeye farklı tepki vermiştik. Olay beni donuklaştırırken, onu bir duygudan diğerine sürüklüyordu. Babasının bu tarafta yaşadığını öğrenip geri dönmek zorunda ama nasıl yapacağını bilmez bir haldeydi. Ona, yani kendime acıdım. Benden daha iyi durumdaydı fiziksel olarak, ama içi çürüktü sanki.</p>
<p>Bir süre daha ağlayıp hıçkırarak açıldı. Ona su verdiğimi ve hiç konuşmadan salona geçip bir süre oturduğumuzu hatırlıyorum.</p>
<p>- Geri dönmenin bir yolu var mı bilmiyorum. Nasıl geldiğimi bile bilmiyorum. Salondan odama geldim ve seni kitaplığı iterken buldum. Koridorda bir şey oldu belki de.<br />
- Aynı şeyi tekrarlayalım, belki işe yarar.<br />
- Denemeye değer.<br />
- Ben tekrar odaya gidiyorum, sen de birazdan aynı hareketleri yaparak gel.<br />
- İşe yararsa bir daha görüşemeyebiliriz. Senden bir şey rica etsem?<br />
- Babamla mı ilgili?<br />
- Ona sıkı sıkı sarıl benim için olur mu?<br />
- Tamam. Çok tuhaf birşey bu.<br />
- Çok acayip hem de.</p>
<p>Tekrar gülümsemesi geri geldiğinde sarılıp vedalaştık. Odaya gidip tekrar yere çöktüm ve bir elimi dolaba, diğerini duvara dayayıp içeri seslendim.</p>
<p>- Başla şimdi.<br />
- Tamam geliyorum.</p>
<p>Gözlerimi yumup bunun işe yaraması için dua ettiğimi, ama bir yandan da işe yaramamasını, bunun rüya olmadığını görmeyi, akşam bizimkiler döndüğünde bu olayın büyümesini istediğimi hatırlıyorum. Kendi kendime &#8216;<em>öyle düşünme, gitmesi lazım. Ne biçim kıyamet kopar gidemezse</em>&#8216; dediğimi hatırlıyorum. Bir süre dolabı yavaş yavaş ittirdikten sonra gözlerimi açıp sağa sola bakındım. Ses yoktu.</p>
<p>- Cem?<br />
- ..<br />
- Cem burda mısın gittin mi?</p>
<p>Salona giderken içim sıkıntıyla doldu. &#8216;Ne biçim hayal kurdum yahu, sıkıntının insana ettiğine bak.&#8217; diye içimden geçiriyordum. Salona girerken evin kapısı şiddetle çarpılarak kapandı. Olduğum yerde zıpladım. Kalakaldım. Birkaç saniye boyunca kalbim kulaklarımda tamtam davulları çaldı ve dünya adeta sallandı. &#8216;Buradaydı! Gidemedi!&#8217;</p>
<p>Kapıya koşup açtım ve apartmanın içine doğru seslendim</p>
<p>- Cem dur!</p>
<p>Cevap vermedi, paldır kültür alt katlara inen ayak seslerini duydum. İnsanın nutku tutulur ya bazen, koşamadım arkasından. Sadece aynı şeyi tekrarlayıp seslendim &#8220;Cem! Dur!&#8221; Kapıyı kapatıp pencereye koştum. &#8220;Cem! Bekle!&#8221;</p>
<p>Sokaktan aşağı paldır küldür koşarak uzaklaşıyordu. Paralel evrenden misafir ikizim sırtında en sevdiğim gömleğim, altında şortum ve ayağında spor ayakkabılarımla.</p>
<p>Akşam bizimkiler eve döndüğünde salonda oturuyordum. Işıklar kapalı, gözüm karşıdaki apartmanların ışığına takılmış şekilde, boş boş oturuyordum. Ne sıkıntı kalmıştı ne bunalma. Koskoca bir soru işareti gelip baş köşeye oturmuştu sadece.</p>
<p>Eğer bu bir hayal veya rüya idiyse de, o gün olanlarla ilgili kafamı en çok kurcalayan şey, spor ayakkabılarımı evde bulamadığımızdı.</p>

<p class="sayac_bilgi">[375] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/paralel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>Avcı Serisi Taşındı</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/avci-serisi-tasindi/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/avci-serisi-tasindi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 12:43:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Avcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=592</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir ara verdiğim Avcı serimdeki tüm bölümleri  http://avciroman.wordpress.com/ adresine taşıdım. Hikaye&#8217;deki ufak tefek yazım hatalarını en kısa sürede giderip, yeni bölümlere düzenli şekilde devam edeceğim.
Düzenli olarak takip etmek isterseniz RSS ile izlemenizi öneririm. Haftalık bir düzene oturtup her haftaya bir yeni bölüm düşecek şekilde yazmaya gayret edeceğim. Lütfen yorum ve eleştirilerinizi http://avciroman.wordpress.com/ adresinde belirtmekten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://altug.gurkaynak.info/wp-content/uploads/2005/05/avci1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-97" title="Avcı" src="http://altug.gurkaynak.info/wp-content/uploads/2005/05/avci1.jpg" alt="" width="180" height="126" /></a>Bir süredir ara verdiğim Avcı serimdeki tüm bölümleri  <a href="http://avciroman.wordpress.com/"><strong>http://avciroman.wordpress.com/</strong></a> adresine taşıdım. Hikaye&#8217;deki ufak tefek yazım hatalarını en kısa sürede giderip, yeni bölümlere düzenli şekilde devam edeceğim.</p>
<p>Düzenli olarak takip etmek isterseniz <a href="http://avciroman.wordpress.com/feed/"><strong>RSS</strong></a> ile izlemenizi öneririm. Haftalık bir düzene oturtup <em>her haftaya bir yeni bölüm</em> düşecek şekilde yazmaya gayret edeceğim. Lütfen yorum ve eleştirilerinizi <a href="http://avciroman.wordpress.com/">http://avciroman.wordpress.com/</a> adresinde belirtmekten çekinmeyin.</p>

<p class="sayac_bilgi">[356] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/avci-serisi-tasindi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://altug.gurkaynak.info/wp-content/uploads/2005/05/avci1-150x126.jpg" />
		<media:content url="http://altug.gurkaynak.info/wp-content/uploads/2005/05/avci1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Avcı</media:title>
			<media:thumbnail url="http://altug.gurkaynak.info/wp-content/uploads/2005/05/avci1-150x126.jpg" />
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sadece İnsan</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/sadece-insan/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/sadece-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 14:06:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[ayvalık]]></category>
		<category><![CDATA[mitoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[Tatilde Ayvalık&#8217;taydım ve o güzel sahiller, bölgedeki tarihi doku insanın içini kıpır kıpır yapıyor.. Dayanamadım, hikâye yazdım   Yorumlarınızı eksik etmezseniz çok mutlu olurum.. 
A.


Keskin bakışlarını karşısında oturan sıska adamdan ayırmadan, elindeki sigarasını küllüğe bastıran tanrıça sonunda sessizliğini bozdu. “Tamam, ne olduğumu bildiğini görüyorum. Ne istiyorsun gazeteci?”
Son kelimesindeki aşağılama tonunu duymazdan gelen adam avuçlarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tatilde Ayvalık&#8217;taydım ve o güzel sahiller, bölgedeki tarihi doku insanın içini kıpır kıpır yapıyor.. Dayanamadım, hikâye yazdım <img src='http://altug.gurkaynak.info/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Yorumlarınızı eksik etmezseniz çok mutlu olurum.. </em></p>
<p><em>A.<br />
</em></p>
<p><span id="more-363"></span></p>
<p>Keskin bakışlarını karşısında oturan sıska adamdan ayırmadan, elindeki sigarasını küllüğe bastıran tanrıça sonunda sessizliğini bozdu. “Tamam, ne olduğumu bildiğini görüyorum. Ne istiyorsun gazeteci?”</p>
<p>Son kelimesindeki aşağılama tonunu duymazdan gelen adam avuçlarını açarak “gerçeği” diyebildi titrek sesiyle.  Tepesindeki saçları orta yaşlarının sonlarında dökülmüş ve mesleğin cilvesi bol okuyup daktilo başında harcanan yıllardan sonra, köşeli gözlükleri artık yüzünün ayrılmaz bir parçası gibi görünüyordu. Yazdığı binlerce sayfa köşe yazısı ve 4 kitaptan sonra artık oldukça popüler bir gazete köşesine sahipti ve yıllardır çıkmadığı tatile en nihayet çıkabilmişti geçen hafta. Tatilin tadını çıkarmaya daha yeni başlamıştı ki bu kadın her şeyi altüst etmiş, uykusuz gecelerde kendisini deliliğin sınırlarında gezinirken buluyordu.</p>
<p style="padding-left: 30px;">-  Hangi gerçekmiş istediğin? Hem nasıl olduğunu bilmesem de beni, kim olduğumu görebilmen ilgimi çektiği için karşımda oturabiliyorsun, unutma.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Saygısızlık etmek istemedim. Ben de nasıl olduğunu anlamıyorum zaten. Senden yayılan ışık gözüme her renkte başka bir seni gösteriyor sanki.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- “Siz” diyeceksin!</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Affedersiniz tanrıça.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Babamız sizi çok alıştırdı bu af dilemelere. Nasılsa her şeyi affedip bağışlayan o değil mi?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Bu da sormak istediğim sorulardan biriydi aslında..</p>
<p>Tanrıça hırsla başını denize çevirip çenesini sivriltti. Bulundukları salaş çayhane Akdeniz kıyısında güzel, çalılık bir tepedeydi. Tepenin aşağısında ufak bir balıkçı iskelesi ve çakıllı hoş bir koyu vardı kasabanın. Saçlarında ve bileklerinde siyah ince deri süsler bulunan, genç bir kadın görünümündeki tanrıça, sabahın bu erken saatinde yeni yeni kıpırdanmaya başlayan denize doğru hafif bir gülücük atıp tekrar adama çevirdi yüzünü. Oturduğu yerde başını hafifçe ileri uzatarak sesini alçalttı.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Tamam, daha önce de konuştuğumuz gibi sorularına cevap vereceğim ölümlü insan, ama bunları yazarsan neler olacağını biliyorsun.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Elbette, elbette. Mesleğimin sonu olur. Koltuğumda gözü olan o kokarcalar da ne yapıp edip beni akıl hastanesine kapattırırlar.</p>
<p>Ürkek bakışlarını masada sanki bir şeyler arıyormuş gibi gezdiren adam, tekrar avuçlarının içini göstererek, cılız sesine biraz daha titreklik katarak “Ben sadece bilmek istiyorum!” diyebildi.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Her türlü zavallılığı gördüm adam, yapmacık hareketlerine, yaltaklanmalarına ihtiyacım yok. Sırf beni görebildiğin için öğrenmeyi bir şekilde hak ettiğini düşünmeye başladım. Belki babamız, belki başka biri sana bunu bahşetti, ben de uyacağım. Sor bakalım.</p>
<p>Kadınlığın o kıvrak hareketlerine bürünen tanrıça, kollarını göğsünde birleştirmeden önce, ortalıkta gezinen şortlu garson çocuğa seslendi “Alican, 2 çay kap bize, hadi ablam!” Elindeki çayları başka bir masaya bırakmakta olan çocuk neşeyle gazeteci ve tanrıçaya el salladı “hemen geliyor Ati abla”</p>
<p>Gazeteci onu sorup soruşturduktan sonra artık biliyordu ki, Ati, sahil kasabasındakiler için sadece her yaz birkaç haftalığına oraya uğrayan, siyah, kolsuz deri kıyafetler giyen, yanına erkek sineği bile yaklaştırmayan açık sözlü bir motosikletçi kızdı.  Onun hakkında sorular sorduğu için şimdi bahçesinde oturdukları kahveci bile adamı terslermiş ve uyarmıştı, “Koçum, o kızcağıza hiç bulaşayım deme, kasabalıdan önce kızın elinden yiyeceğin sopayı düşün. Eli maşalıdır ha!”</p>
<p>Düşüncelerini toparlamayı başarıp lafa bir yerlerden girmesi gerektiğini fark eden adam, karşısında sıkılmakta olan kadının sabrını taşırmamak için ilk aklına geleni soruverdi.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Gerçekten ölümsüz müsün?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Çok mu düşündün bu soruyu? Aklın başında mı senin, karşındakinin kim olduğunu sanıyorsun?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Affedersin, sen tabii ki Athena’sın. Ama nasıl oluyor da hala buralarda olabiliyorsun?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Çünkü buralar, senin ataların at sırtında gelmeden, sizden öncekiler daha ilk tapınaklarımı yükseltmeden, hatta ilk çiftçi daha ilk tohumunu toprağa atmadan önceden bu yana benim ve benim kalacak! Siz ölümlü insancıklar sadece gelip geçiyorsunuz.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- “İnsancık” biraz ağır olmadı mı? Saygısızlık etmek istemiyorum ama babanız bizim de babamız değil mi? Kutsal kitaplarımız bize bunu söyledi hep.</p>
<p style="padding-left: 30px;">-  Bana bak gazeteci, Babam hakkında benden daha çok şey bildiğini sanma, ben sabrımla tanınmam, hatırlatırım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Tamam, özür dilerim. Öyle bir görünümdesiniz ki, insan ister istemez senli-benli konuşuyor. Daha dikkatli olacağım.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- İyi edersin, kendi hayrın için.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Peki, bu görüntü neden? İnsanları madem bu kadar hor görüyorsun, neden bu kılıktasın?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Anlatayım, meraklı şey. Şu anda oturduğumuz bu kahvenin birkaç yüz metre yukarısında en sevdiğim tapınaklarımdan biri var. Tamam, ‘kalıntıları’ diyelim ama sonuçta benim için yapılmıştı ve manzarasını çok severim.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Yani tapınağına göz kulak mı oluyorsun?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Tabii ki hayır dört göz gazetecim benim, Sit alanı ilan edildi, bekçiler ve tur rehberleri yeterince göz kulak oluyordur. Anlamıyorsun değil mi? Buralar ‘benim’, bana ait!</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Tabii, haklısın. Peki, yılın diğer zamanları?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Anlamadım..</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Başka zamanlarda neredesin? Motosikletinle geziyor musun? Para kullanıyor musun? Puf diye para mı yaratıyorsun? Aramızda nasıl yaşayabiliyorsun, anlat bana.</p>
<p>Bu sırada masalarına seğirten Alican, yüzünde koca bir sırıtışla ikiliye çaylarını sunup, ellerini heyecanla arkasına götürdü. “Başka bişey var mı Ati abla?” Yanakları kızaran çocuk, kendini tutamasa kadına sarılacakmış gibi göründü keçisakallı gazetecinin gözüne. “Yok aslanım, sağ ol. Sen çaylarımız boşalınca arada gel, tazele, emi ablasının yakışıklısı?” Çocuk kafasını sallayıp, kıkırdayarak uzaklaşırken yeni sorular kafasında kabarmaya başladı adamın.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Ne soracağını biliyorum ve evet, çocuk bana âşık, farkındayım. Alışılmadık bir şey mi sence?</p>
<p style="padding-left: 30px;">-  Söz konusu olan kılık değiştirmiş bir tanrıçaysa, ne alışılmadık olabilir ki?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Zeki entelim benim. Ne sormuştun sen? Hah, evet. Para ve kılık kıyafet konusu. İstediğim zaman istediğim şekle girebileceğimi zaten biliyorsun. Kimi zaman sahil kamping’lerinde ama özellikle eski güzel tapınaklarımın eteklerinde, kışları da Girit veya en çok İzmir’de takılıyorum. Kimi zaman şimdi beni gördüğün gibi Motorcu Ati, kimi zaman güzel bir sahil lokantasında Mezeci Atiye Hanım…</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Mezeci mi?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Ne var? Tanrıçalar güzel meze hazırlayamaz mı sence?</p>
<p>Şen şakrak ve yüksek tondan attığı kahkahası gazeteciyi önce ürküttüyse de, adam kendini toparlamasını bildi. Siyah deriler içindeki genç kadının kahkahasına gülümseyerek karşılık veren iki yaşlı amca, önlerindeki tavlaya iç çekerek geri döndüler. Uzunca bir süre yüzlerinde o gülümseme asılı kalacaktı. Gazeteci adam bunu her gördüğünde biraz irkiliyordu. Kendi üzerinde tanrıçanın böyle bir gücü veya etkisi yoktu ama genç çocuklardan beli bükülmüş yaşlı adamlara kadar herkes bu kadının etkisi altında mutlu, korumacı ve melankolik görünüyordu.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Hayır, ben neden daha lüks bir yaşam sürmediğini merak ediyorum.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Sürmedim mi? Greklerin, Romalıların, Mısırlıların ve Osmanlıların saraylarında hep en büyük hanım konuk olarak ağırlandım. Kim olduğumu çok az ölümlü insan bilebildi. Ama ne önemi var. Sonsuz, ölümsüz bir hayata sahip olsaydın -ki buna asla bunun yakınından bile geçemezsin küçük gazetecim- lüks yaşam senin için de bir şey ifade etmezdi.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Anlıyorum.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Nerden anlayacaksın be? Boş versene, başka soru?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Hep böyle mi konuşuyorsun insanlarla?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Hayır cicim, göründüğüm gibi olmam gerekiyor ki panikleyip küçük akıllarınızı kaçırmayasınız. Sürekli eteklerim yerleri süpürür, çenem yukarıda olmam gerektiğini kim söylemiş?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Öyle ya. Haklısın. Haklısınız..</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Tamam, kasma kendini, babamla bile senli-benli konuşup dua edersiniz. Şu –siz ekini kaldır aramızdan, bir duyan olacak.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Babam dediğin, bizim tanrı dediğimizle aynı mı peki? Yani eski Zeus, yeni Tanrı mı?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Yenisi eskisi mi var aptal!? Çok tanrılı dinlerde de, tek tanrılı dinlerinizde de en büyük tek bir güç vardır, sizi de, beni ve kardeşlerimi de yaratan odur. Buna hep inanmak istemedin mi? İçini okuyorum, şu an bile sana bakarken gelmiş ve gelecek ömrün gözlerimin önünde. O yüzden bana maval okuma, aptalı oynama küçük adam!</p>
<p>Güneşten yeni yeni yanmaya başlamış kelini kaşıyıp düşünen adam, gözlüğünü düzeltip çayından bir yudum alırken sarsıldığını belli etmemeye çalışıyor, bir yandan da titreyen ellerini kontrol etmek için eski akademik düşüncelerini gözden geçiriyordu.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Anlayamadığım bir konu daha var.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Bir mi? Ciddi misin?</p>
<p>Kadının alaycılığı artık adamın üzerinden su gibi akıyor ve etki etmiyor olsa da adam gerildi.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Biz sana tanrıça desek de, aslında tanrısallığın, sana bizim verdiğimiz bir paye değil mi?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Akıllı keltoşum benim. Şimdi gözüme girecek zekice bir söz edebildin. Evet, doğru. Benim tanrısallığım sadece sizin gözünüzde var. Tarihiniz, masallarınız, mitolojileriniz ve ne mutlu ki dizileriniz, filmlerinizle sürekli aklınızda bu korkuyu canlı tutuyorsunuz. Kardeşlerim artık dünyanızda benim kadar dolaşmasalar da hala görevdeler. Biz tanrılar, yarı tanrılar, azizler ve melekler olarak adlandırıldık dillerinizde ve hikâyelerinizde. Periler, orman elfleri, ev cinleri, vampir efendileri dediniz. Hepsi ve hiçbiriydik aslında. Babamız bizi ışıktan ve ateşten yarattı, her birimize ayrı mizaç ve görevler verdi. Sonra bir gün toprak ve sudan sizi yaratıp ölümlülük bahşetti. Çocuklar babalarına kızar bazen. Bazılarımız da babamıza kızdı, küstü ve ateşe döndü. İsimlerini biliyorsun. Kalanlarımız da bu dünyada ve diğerlerinde görevlendirildik. Bu sahiller, bu güzelim Akdeniz de benim görev alanım. Buraları ve buralardaki insan ve hayvan ölümlüleri gözetiyorum.</p>
<p>Beklediğinden çok daha fazlasını alan gözlüklü adamın tüyleri diken diken olmuş, ağzı mühürlenmişti. Kekeleyecek kadar bile kendini toplaması için biraz zamana ihtiyacı vardı. Gözlerini masaya dikip, tahta sandalyesinin sırtına dayadı vücudunu.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Hadi ama insan, o kadar şaşkın durma. Kaldıramayacağın bir şey söylemedim sana. Sana beni olduğum gibi gösteren babamızsa bunu bilmek de hakkın. Sana hakkını verdim.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Hakkım olduğundan emin olamıyorum. Karşımda oturmuş bana her şeyin özünü sunuyorsun, ama aklım bana hiçbir şey söylemiyor.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Çünkü sen sadece insansın. Zorlama.</p>
<p>Adam masaya boş boş bakan gözlerini tanrıçaya çevirdiğinde yine kadının vücudundan çıkan ışık huzmelerine takıldı gözü. Bunları kendinden başka kimsenin görmediğini, neden göremediğini düşündü bir süre.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- “Ölümlülük bahşetti” diyorsun. Bu sanki ödülmüş gibi. Her insan ölümsüzlüğü ister.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Çünkü bu mayanızda var. Size ait olmayanı ister durursunuz. Anlamıyor musun? Bizim aramızdaki en büyük fark bu! Hayatınızın her anı, aslında son anınız olabilir. Bu yüzden yediğiniz her yemek daha lezzetli, kokladığınız her çiçeğin kokusu güzel ve sabahları bilinçsizce sırıtarak kalkıyorsunuz yataktan. Yorulduğunuz için uyku bu kadar tatlı ve su lezzetli. Ben bile bir süre sizi kıskandım. Ama sen neysen osun, ben de neysem oyum. Kendimizi böyle kabul etmek daha güzel değil mi insancık?</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Anlıyorum.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Küçük yalancım, anlamıyorsun, ama anlayacaksın zamanla.</p>
<p>Tanrıça Athena, masanın üzerinden uzanıp adamın elini tuttu ve dudaklarına götürüp tek bir öpücük kondurdu. Adam şaşkın şaşkın kadının yüzünün ne kadar sakin olduğunu düşünürken dehşetle bir şey fark etti. Artık kadının çevresinde o ışık halesi yoktu ve sadece soğuk, kemikli parmaklarını hissediyordu kadının.</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Şimdi git benim meraklı gazetecim, ama sakın bunları yazma hatasına düşme, deli demesinler sana. Görmemen gerekeni gördün ve artık geçti. Git ve yaşa. Belki bir gün tekrar seni görürüm.</p>
<p>Gözleri yaşarmaya başlayan adam karşısındaki genç kadına gülümseyip masadan kalkıp, arabasına doğru yürümeye başladığında arkasından bir çift ölümsüz göz, titreyen ellerine bakıyordu. Gazetecinin lüks arabası çam iğneleri dökülmüş yolda uzaklaşırken, Athena denize dönüp çayından son bir yudum aldı..</p>
<p style="padding-left: 30px;">- Sadece insan.</p>
<p style="padding-left: 30px;">
<p style="padding-left: 30px;">
<p style="padding-left: 30px; text-align: right;">Ağustos 2009 &#8211; Ayvalık</p>

<p class="sayac_bilgi">[649] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/sadece-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>Drago &#8211; 7 (Ben bir Garip Ejderim, köşe bucak gezmeyim)</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/drago-7-ben-bir-garip-ejderim-kose-bucak-gezmeyim/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/drago-7-ben-bir-garip-ejderim-kose-bucak-gezmeyim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2005 17:35:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Drago]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=510</guid>
		<description><![CDATA[Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba sevgili okurlarımız.
Zekası ve fiziği hormonlu domates gibi hızlı gelişen Ejderha Drago&#8216;nun maceralarına devam etmeden önce bir hatırlatmada bulunmak lazımdır.
Sevgili okurlar, bildiğiniz gibi uzun süredir yazmadım ve gelişme hızını göz önünde bulundurursanız az sonra okuyacaklarınızın mantıksal olarak sizi şaşırtmaması gerekiyor, fakat &#8220;ben görmeden inanmam&#8221; diyenler de çıkacaktır, ne diyelim, bugün değilse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba sevgili okurlarımız.<br />
Zekası ve fiziği hormonlu domates gibi hızlı gelişen <strong>Ejderha Drago</strong>&#8216;nun maceralarına devam etmeden önce bir hatırlatmada bulunmak lazımdır.<br />
Sevgili okurlar, bildiğiniz gibi uzun süredir yazmadım ve gelişme hızını göz önünde bulundurursanız az sonra okuyacaklarınızın mantıksal olarak sizi şaşırtmaması gerekiyor, fakat &#8220;ben görmeden inanmam&#8221; diyenler de çıkacaktır, ne diyelim, bugün değilse yarın görürsünüz efendim <img title=":) (Smile)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" alt=":)" width="15" height="15" /></p>
<p><strong>İlk Deneme</strong><br />
Drago&#8217;nun uçuş merakı, ona vizontele&#8217;deki pilot gözlüğünden almamla tavana vurmuştu. Artık her gece binbir söz-yeminle, kimseye görünmeyeceğine, uçaklara helikopterlere dikkat edeceğine söz vererek gece uçuşlarına hız vermişti.</p>
<p>Artistliği tutup dolunayda çıkmak istemesine ben şiddetle karşı koysam da annem haline acıyip &#8220;gençliğine ver&#8221; diyordu. Ama tehlike büyük sevgili okurlar, öyle böyle değil. Bizimkinin niyeti dolunayda ayın önünden geçip kanatlarını gere gere Ankara&#8217;ya Batman gölgesi düşürmekmiş. Bak hele serserinin yaptığına bak! NEyse tabii Annemin son sözü söylemesiyle bizimki birkaç defa daha uçtu-geldi-kondu. takılıyordu yani kendince.</p>
<p>Sonunda bu şımarığa bir ders vermenin zamanı geldi deyip planımı uygulamaya soktum.<br />
Bir gün dedim ki;<br />
- Drago, bak filmlerde gördün, ejderhalara binip uçan insanlar var.<br />
- Eee bana ne? Hem onlar film.<br />
- Saçmalama oğlum! Ben de sana binecem, beni gezdireceksin artık geceleri.<br />
- Bak abi, 2 lokma yemek verip besledin diye ne demek binmek minmek, oluyor mu ama?<br />
- Oğlum bunda gocunacak birşey yok, sırtına oturucam nah şuraya kanatlarınla boynunun arasına. Taşıyamazmısın beni de?<br />
- Taşırım da, nasıl olacak be abi, ben pike yapıyorum, takla atıyorum icabında, tutunabilecek misin?</p>
<p>Düşündük taşındık, bir cins eyer yaptırmaya ikna ettim bizimkini.<br />
Ankara&#8217;nın dışında at çiftliği olan bir tanıdığa hemen o gece bir telefon çakip, özel bir eyer yapip yapamayacağını, ne kadara malolacağını sordum. Gem de vermek istediğini duyunca Drago küplere bindi! &#8220;Ben ağzıma at gibi o şeyi tutturmam, aklından bile geçirme&#8221; diye dayılandı bana. &#8220;Yok oğlum ne alakası var istemez zaten ben sana güveniyorum&#8221; dedim, yatıştırdım. Eyerin hazırlanması 1 haftayı bulacakmış, o arada ben de bizimkine Ejderha Mızrağı serisini okudum. Seriyi okuyanlar bilirler, kitapta ejderhalara binen iyi ve kötü süvariler anlatılmaktadır.</p>
<p>Daha bir haftayı bulmadan eyerimiz hazırdı. üzerinde birkaç değişiklik de yapip drago&#8217;nun sırtına bağladık. Aslında daha çok bir yelek gibi o kendi giyiyor, ben de kemerlerini önden sıkıyordum. Benim düşmemem için de bir cins X şeklinde beni eyere sabitleyen bir emniyet kemeri sistemi geliştirdik. İlk uçuşumuza artık hazırdık.</p>
<p>Balkona çıktık gece 2-3 gibi, ben zar zor sırtına çıktım Drago&#8217;nun ve kendini balkondan bırakıverdi. Sevgili okurlar bir an taşıyamadı da düşüyoruz sandım, o korkuyu ancak Bungee Jumping yapanlar bilir herhalde. Şuan bunları yazarken 10-15 uçuş yapmış olmama ramen aynı heyecanı yaşar gibi oluyorum.</p>
<p>İlk önce ikimizin de birbirimize uyum sağlayabilmesi için bizim mahallenin dışından bir tur atip döndük. Bizimki hemen havaya girmişti, pilot gözlüğünü aldı, tekrar havalandık. Annem baya korkuyordu &#8220;Aman yavrum iyi tutun, Drago, aman Altuğ abine dikkat et emi yavrum&#8221;</p>
<p>Kendimizden öyle geçmiştik ki drago dinlensin diye konduğumuz bir gökdelenin (konya yolundaki condominium plaza) tepesinde laflarken havanın aydınlanmaya başladığını görüp teleşa kapıldık ve soluğu evde aldık.</p>
<p>Artık geceler bizden sorulurdu!</p>
<p>- devamı yakında -</p>
<p><strong>Drago&#8217;dan gelişmeler köşesi:</strong><br />
- Boy: 350cm<br />
- Kanat açıklığı: 440cm.<br />
- Pilot gözlüğüyle çektirdiğimiz resmi kendi köşesindeki duvara astık. Magaloman olacak sanırım.<br />
- Yarasaların geceleri uçtuğu zamanlarda onunla temas kurmaya çalıştıklarını ama insanlarla çok yaşadığı için onları tam olarak anlayamadığını söylüyor.<br />
- Rakı seviyor ama rakı sofrasında cıvıtıyor. &#8220;İçim yanıyor uleaan&#8221; dediğinde masanın altına kendimizi zor atıyoruz, SICAK bir nefesi var.<br />
- Sokaktan kardeşim bir kedi buldu, şimdilik el kadar. Annesinden ayrılmış, Drago&#8217;yla yatıyor geceleri, baya sıcak oluyordur ama kedi de drago da memnun. (Kedinin adını Drago &#8220;Şerafettin&#8221; koydu. Şero diyoruz. Leman&#8217;yak hastası zaten bizim koca kanat)<br />
- Çok pis Mortal Kombat oynuyor. Öğrettiğime öğreteceğime pişman oldum <img title=":( (Sad)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/f/frown.gif" alt=":(" width="15" height="15" /> Klavye zor kullanıyor diye bilgisayara game-pad bağladık, acayip combo yapıyor!</p>

<p class="sayac_bilgi">[223] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/drago-7-ben-bir-garip-ejderim-kose-bucak-gezmeyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" />
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:) (Smile)</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/f/frown.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:( (Sad)</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Drago &#8211; 6 (Yol Yorgunları)</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/drago-6-yol-yorgunlari/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/drago-6-yol-yorgunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jul 2005 08:47:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Drago]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=508</guid>
		<description><![CDATA[4 Temmuz gece yarısı ben iş için Samsun&#8217;a, Drago&#8217;da Ufak bir kamp yapmak üzere Toroslar&#8217;a (kestirmeden) yola çıktık. Benim otobüsüm tam gece 00:00&#8242;da kalkıyordu, Dragonun kanatlar da o aralar gerilip gece göğüne yayılmıştı sanırım.
Samsun&#8217;a sabah vardım ve ilk iş Kurulum yapacağım devlet kurumuna gidip programı kurmaya ve eğitim vermeye başladım. Akşam başıma gelenler ve sonraki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>4 Temmuz gece yarısı ben iş için Samsun&#8217;a, Drago&#8217;da Ufak bir kamp yapmak üzere Toroslar&#8217;a (kestirmeden) yola çıktık. Benim otobüsüm tam gece 00:00&#8242;da kalkıyordu, Dragonun kanatlar da o aralar gerilip gece göğüne yayılmıştı sanırım.</p>
<p>Samsun&#8217;a sabah vardım ve ilk iş Kurulum yapacağım devlet kurumuna gidip programı kurmaya ve eğitim vermeye başladım. Akşam başıma gelenler ve sonraki yol maceralarımı bilehare anlatırım.</p>
<p>Ertesi gün akşama kadar yol alip Trabzon&#8217;a vardım ve hapishane hücresi gibi bir pansiyon odasına yerleşip o dakika uykuya daldım. Sabah kalktığımda ilk iş yine kurulum yapımak ve akşam yola çıkacak şekilde hazırlık yapmak oldu. Tüm gece Ankara&#8217;ya yolculuk boyunca çok yorucu ama bir o kadar da eğitici bir otobüs maceram oldu.</p>
<p>Eve döndüğümde Drago hala dönmemişti ve ben onca günün yorgunluğunu atmak üzere yatağa attım kendimi. 13 saat uyumuşum. Kalktığımda drago dönmüş ve televizyon seyrediyordu. Annem de babamla beraber tatilde olduğundan kardeşim ve Drago&#8217;yu besleme işi de bana düştü. Yemek yaptım, bulaşık yıkadım. Yine iş &#8211; yine iş anlayacağınız. Bir türlü dinlenemiyordum. Drago&#8217;da da bir halsizlik sezdim. Dün gece parka gittiğimizde o da fazla kalmak istemedi ve eve gelip yattık hemen. Bizimki çat pat anlattı maceralarını. Ama o anlatırken ikimizin de gözleri kapandı ve uyuyakaldık.</p>
<p><strong>Drago&#8217;dan gelişmeler köşesi:</strong><br />
- Boy 102cm<br />
- Tek başına çıktığı gezide kanadına bir yara aldı. Sol kanadında bir çentik var.<br />
- Anlattığına göre alev üflemiş baya. Ama çok üfleyince başı dönüyormuş <img title=":) (Smile)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" alt=":)" width="15" height="15" /><br />
- Sıcaklar iyice bastırdı ama Ejderler sıcaktan kesinlikle etkilenmiyor. Yaz-Kış farkı yon bunlar için.<br />
- Drago sakız ciğneyebiliyor ama ağız yapısı uygun olmadığı için balon şişiremiyor <img title=":P (Lick)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/letters/=p.gif" alt=":P" width="15" height="15" /> deli oldu.<br />
- eski şortumu da Drago&#8217;ya verdim. güneş gözlüğü de takip resmini çektim, çok sevimli oldu. Eskiden Tv&#8217;de Denver diye bi dinozor vardı (çizgifilm) şehirde yaşar havai gömlek giyerdi ona benzedi.</p>
<p><strong>Önemli not:</strong> Bu not Drago&#8217;nun kendi isteği üzerine eklenmiştir. Onun gerçekte var olmadığını düşünmek size daha güvenli bir dünyada yaşadığınızı hissettirecekse istediğiniz gibi düşünebilirsiniz ama Drago gerçek. Ayrıca insan yemeyeceğine söz verdi. Beşiktaş maçlarında bir istisna yapabilirmiş. Evet, Drago Beşiktaşlı, ben de GS&#8217;liyim. (kime çekti anlamadım ki)</p>

<p class="sayac_bilgi">[177] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/drago-6-yol-yorgunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" />
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:) (Smile)</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/letters/=p.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:P (Lick)</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Drago &#8211; 5 (Eve Dönüş)</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/drago-5-eve-donus/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/drago-5-eve-donus/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jun 2005 06:54:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Drago]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=506</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır size Drago&#8217;yla ilgili yazamadım kusura bakmayın.
Bizimkinin büyüme sancıları iyice doruğa çıktığında artık tasmasız gezdireyim dedim bir gece parkta ve olanlar oldu. Drago Kaçtı!
O sabah halinde biraz huzursuzluk sezdim. Sürekli pencereden yukarı uzanip dışarı bakıyordu. Bazen de çişi gelmiş gibi iniltiler çıkarip başını bana çeviriyor sonra tekrar uzun uzun dışardaki parka bakıyordu. Ben görmezden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır size Drago&#8217;yla ilgili yazamadım kusura bakmayın.<br />
Bizimkinin büyüme sancıları iyice doruğa çıktığında artık tasmasız gezdireyim dedim bir gece parkta ve olanlar oldu. Drago Kaçtı!</p>
<p>O sabah halinde biraz huzursuzluk sezdim. Sürekli pencereden yukarı uzanip dışarı bakıyordu. Bazen de çişi gelmiş gibi iniltiler çıkarip başını bana çeviriyor sonra tekrar uzun uzun dışardaki parka bakıyordu. Ben görmezden geldim, bilgisayarda çok işim vardı çünkü. Şımarıklık yapıyor diye düşündüm ama hata etmişim!</p>
<p>Bizim evin arkasında sabit pazar kurulur perşembe ve pazar günleri. Önceki perşembe günü de pazarın toplanma saatinde, akşam, Drago&#8217;yu parka çıkardım. Bu sefer tasmasını çıkarip serbestçe dolaşmasını istedim. Neticede bana iyice alıştı diye düşünüyordum. Köpek sahipleri de bir yaştan<br />
sonra dışarda tasmalarını çıkarır mutlu ederlermiş köpeklerini. Eh bizimki Ejderha kardeşim onun hakkı değil mi tasmasız dolaşmak? Çıkardım tasmayı, sonra bana biraz baktı, başını yana yatırdı (tipkı Jurassic Park&#8217;taki velociraptor&#8217;lar gibi göründü gözüme o an -tabii kırmızısi-) Sonra iki kanat çırpip yüzümün hizasına yükseldi ve &#8220;Tesssskür!&#8221; Diye cikledi.</p>
<p>Mutluluğum sadece birkaç saniye sürdü çünkü hızla parkın diğer ucuna gitti ve gözden kayboldu. Parkımızın ortasında hafif bir tümsek var, ben onun arkasına gitti sandım, koştum ama bulamadım. Ağaç pek yok bizim parkta, olanlar da zaten Drago&#8217;nun boyunda (o sabah ölçtüğümde boyu 70cm&#8217;yi biraz geçmişti) ve görünmüyordu ortada.</p>
<p>Seslendim, ıslık çaldım, gel yavrum dedim ama nafile, Drago gitmişti.</p>
<p>* * *</p>
<p>Evde onsuz geçen ilk gün hayatımdaki yerini anlamak için yetti de arttı bile. Meğer günün büyük bölümü Drago&#8217;yla geçiyormuş. Annem de üzüldü baya &#8220;Demek gitti Dragiş&#8221; diyordu.</p>
<p>Salondaki köşesini hiç bozmadım, içimde bir yerde bana son bakışında sanki birşey söylemek istiyordu diyen cılız bir ses kalmıştı. Zaten o ses tuttu beni Drago&#8217;nun köşesini bozmamak için.</p>
<p>Geçen 4 günde hatamı iyice anladım. Onu çok baskı altında tutmuştum. Zekasının ve fiziğinin hızlı gelişimini izleyip ona hayran kalırken, ergenlik çağına girdiğini görememişim. Hırçınlığını şımarıklığa, çocukluğuna yormuştum.</p>
<p>Geçmek bilmeyen 4 günün sonunda bir sabah, güneş yeni doğarken penceremde bir tıkırtı<br />
Balkona iniş yapmış ve ayaklarının ucunda yükselip pencereye tık tık vuruyor tırnaklarını. Koşup balkon kapısını açınca bizim ufaklığın eskisi gibi ufaklık kalmadığını ve yakında başıma daha büyük işler açacağını farkettim aniden. Nerelerde takılmış, ne yiyip içtiyse, bizimki baya boy atmıştı, başı belime geliyordu artık ve balkondan odama girerken pulları daha parlak, yürüyüşü daha bir azametli göründü bana.</p>
<p>Bu hızlı büyümenin önüne geçemeyeceğimin farkındayım. Ne yapacağımı bilmez bir halde geçiyor günler. Neyse, bu konuda fazla da düşünmek istemiyorum.</p>
<p>Drago&#8217;ya sarıldığımda o da omzuma pençelerini koyup pış pış hareketi yapmaz mı  çok güldüm. İnsanların arasında bir Ejderha. Vallahi tezatlar ülkesinde yaşıyoruz arkadaşlar. Gün geliyor bir ejderha sizi teselli etmek için elini omzunuza koyabiliyor..</p>
<p>* * *</p>
<p>Drago&#8217;dan gelişmeler köşesi:<br />
- Boy 95cm<br />
- Pullar daha parlak<br />
- Gözleri mavimsi bir renk aldı döndüğünden beri<br />
- Parkta artık hep tasmasız gidip geliyoruz<br />
- Kediler Drago&#8217;yu seviyor o da onları. Hatta parktaki bir kediyi ellerine alip bana doğru uçtuğunda kedi onu tırmalamasa eve getirmemiz için ısrar edecekti.<br />
- Annem Drago için özel bir deri yelek dikti, çok yakıştı (siyah)</p>
<p>Yine yazarım, kendinize iyi bakın</p>

<p class="sayac_bilgi">[158] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/drago-5-eve-donus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>Drago &#8211; 4 (Büyüme sancıları)</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/drago-4-buyume-sancilari/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/drago-4-buyume-sancilari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jun 2005 05:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Drago]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=502</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba, bir haftadır Drago hakkında yazamadım. Biliyorum berak ediyorsunuz. Atılan notlar ve msn mesajları hep Drago&#8217;nun yeni macerasını sordu bu hafta ve işte size macera: ÇOK KIZGINIM!
Bizim ejderhacık kendini gerçek ejderha sanmaya başladı ve öğrenme kabiliyetini küçümsediğim için başıma iş açıldı. Bakın nasıl.
Haftasonu aklıma güzel bir fikir geldi ve bizim ufaklığa gerçek atalarını gösterebilmek için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba, bir haftadır Drago hakkında yazamadım. Biliyorum berak ediyorsunuz. Atılan notlar ve msn mesajları hep Drago&#8217;nun yeni macerasını sordu bu hafta ve işte size macera: ÇOK KIZGINIM!</p>
<p>Bizim ejderhacık kendini gerçek ejderha sanmaya başladı ve öğrenme kabiliyetini küçümsediğim için başıma iş açıldı. Bakın nasıl.</p>
<p>Haftasonu aklıma güzel bir fikir geldi ve bizim ufaklığa gerçek atalarını gösterebilmek için birkaç film seyrettirdim. Bence gerekliydi çünkü kediyle, kuş arası hallerde tavırlarda. Tamam yavru ama sen ejderhasın kardeşim, öyle evcil hareket etmesi için çalışsam da ne bileyim bir duruş, bir bakış, efendime söyleyeyim bir ne bileyim, bir Ejderha havası olur değil mi? Yok! Ben de ne yaptım, film seyrettirdim. Hay seyrettirmez olaydım</p>
<p>Önce Dungeons &amp; Dragons, eh orada iyiler Altın Ejderhalar ve kötüler kızmızı ya, bizimki bozuldu o işe. Kanat çırpip gak guk bişeyler bağırip protesto etti. Neyse efendim, arkasından Dragon Heart&#8217;ı buldum eski cd&#8217;lerin arasından, onu sevdi neyseki. Sonra yemek yerken sırtını daha bir dik tutup gözlerini hafif kısık tutuyordu bilgiç göründü gözüme o zaman. Ama rol yaptığını bilsem de ilk defa gözüme gerçekten ejder gibi göründü. Koçum benim.</p>
<p>* * *</p>
<p>Ama sözkonusu olan bir ejderha ise işlerin beklendiği gibi gitmesi asla mümkün değildir.<br />
Daha önce de bahsettiğim gibi Drago çok zeki ve hızlı öğreniyor. Şuan 20-30 kelime konuşabiliyor ve telafuzu da düzelmeye başladı.<br />
Dün öğleden sonra yemeğini önüne koyduğumda pençeleriyle kapip odama getirdi ve gardrobun üzerine tüneyip yedi. İn diye bağırdım &#8211; kızdım ama banamısın demedi, üstüne üstlük ne yapsa beğenirsiniz? Bana tısladı terbiyesiz!</p>
<p>Akşam yemeği vermedim, bu sabah kahvaltısını eski usulde yedi. İsterse yemesin. ne yemek ne su o zaman. 21. Yüzyılda yaşadığını öğrenmesi lazım. Öyle filmlerden gaza gelerek delikanlı olunmaz Drago efendi. El mi yaman bey mi yaman..</p>
<p>* * *</p>
<p>Drago&#8217;dan gelişmeler köşesi:<br />
Boyu 50cm kadar oldu.<br />
Bilgisayarın düğmesine basip karşısına oturuyor film seyretmek istediğinde.<br />
Ben içerdeysem ve cep telefonum çalarsa alip getiriyor.<br />
Sert parçalar çaldığımda başını hızlı hızlı arkaya atip bağırarak kanat çırpıyor (sanırım böyle dansediyor bilemiyorum)<br />
Leblebi ve çekirdek çitlemeyi seviyor ama parmakları henüz pek becerikli olmadığından çekirdekleri de beraber yiyor</p>
<p>Şimdilik bu kadar.</p>

<p class="sayac_bilgi">[186] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/drago-4-buyume-sancilari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>Drago &#8211; 3 (İlk Kelimeler)</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/drago-3-ilk-kelimeler/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/drago-3-ilk-kelimeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jun 2005 07:32:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Drago]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=500</guid>
		<description><![CDATA[Konuştu 
Drago konuştu bugün. kendi ismini söyledi ve sonra birşey daha: &#8220;Su&#8221; dedi.
İnsanların arasında olması belki de bu kadar çabuk konuşmasına imkan sağladı. Henüz 3 gündür yanımda ama kendi adını tuhaf bir aksanla söylüyor ve susadığında su isteyebiliyor.. aslında tam söylediği şu: &#8220;Drrrgo Sşuuu!&#8221;  çok sevimli değil mi. bugün biraz vahşi oynadık, kolumu ısırdı biraz. Ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Konuştu <img title=":D (Big Grin)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/b/biggrin.gif" alt=":D" width="15" height="15" /><br />
Drago konuştu bugün. kendi ismini söyledi ve sonra birşey daha: &#8220;Su&#8221; dedi.<br />
İnsanların arasında olması belki de bu kadar çabuk konuşmasına imkan sağladı. Henüz 3 gündür yanımda ama kendi adını tuhaf bir aksanla söylüyor ve susadığında su isteyebiliyor.. aslında tam söylediği şu: &#8220;Drrrgo Sşuuu!&#8221; <img title="Aww" src="http://e.deviantart.com/emoticons/a/aww.gif" alt=":aww:" width="15" height="15" /> çok sevimli değil mi. bugün biraz vahşi oynadık, kolumu ısırdı biraz. Ama olsun. Minik ejderim konuştu.</p>
<p>Ben dışarda arkadaşlarımlaydım ama bizim ufaklık annemle beraber oturup Avrupa Yakası&#8217;nı seyretmiş. Pek birşey anlamıyor ama annem kahkaha attıkça o da başını çevirip köpek gibi dilini dışarı çıkarip onun gülüşünü inceliyormuş. yarın öbür gün internetten fıkra okuyup kikir kikir gülmeye başlarsa şaşırmam!</p>
<p>Bizi incelediğini görüyorum bazen. belgesel seyreder gibi, veya uslu bir bebek gibi bizi izleyip öğreniyor.<br />
Merak ediyorum, bu hızlı büyümeyle ve bu zekayla ne olacak. 3 günde 2-3 cm büyüdü. ve eskisi kadar vahşi vahşi bakmıyor etrafa. evi ve çevresini tanıdı. sırtının ve kanat üstlerinin kaşınması çok hoşuna gidiyor. (hani birgün karşılaşırsanız sakinleştirmeniz gerekirse diye not alın isterseniz <img title=";) (Wink)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/w/wink.gif" alt=";)" width="15" height="15" /> )</p>
<p>Uyuması için küçük bir sepet yaptım. Bizim evde küçüklüğümden beri sürekli kedi mevcut olmuştur son birkaç seneye kadar, belki de o yüzden Drago&#8217;ya biraz kedi muamelesi yapıyorum. Ama ilerde iyice konuşur hale geldiğinde ihtiyaçlarını kendi söyleyebilir sanırım. Şuan akşam park gezmesinden sonra sepetinde uyuyor ve ara sıra eli, gözü seğiriyor. Rüyasında ne gördüğünü merak ediyorum.</p>
<p>Modern dünyanın tek evcil Ejderhasına sahip olmak tuhaf bir his. Sokakta fazla ömrü olmazdı heralde bu vahşi dünyada. Bir arabanın altında kalır ve ne olduğuna bile bakılmadançöpçüler tarafından bir çöplüğe atılırdı heralde. Şu haliyle o kadar masum ki. Belki de dünyaya bir canavar salacağım ama ona zarar verme düşüncesi bile beni üzüyor. Masallardaki gibi köyleri yakıp insanları yiyen bir canavara dönüşmesine izin vermem. Drago&#8217;yu seviyorum. Hem çok zeki, hem de sevgi dolu görünüyor.</p>
<p>Umarım yanılmam.</p>
<p>Yoksa bedelini hepimiz acı öderiz.</p>

<p class="sayac_bilgi">[180] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/drago-3-ilk-kelimeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://e.deviantart.com/emoticons/b/biggrin.gif" />
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/b/biggrin.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:D (Big Grin)</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/a/aww.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Aww</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/w/wink.gif" medium="image">
			<media:title type="html">;) (Wink)</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Drago &#8211; 2 (Park Macerası)</title>
		<link>http://altug.gurkaynak.info/drago-2-park-macerasi/</link>
		<comments>http://altug.gurkaynak.info/drago-2-park-macerasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jun 2005 08:14:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Altuğ Gürkaynak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Drago]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://altug.gurkaynak.info/?p=498</guid>
		<description><![CDATA[Ne dersen de ejderha işte kardeşim. Laftan anlamıyor ki hayvan. Bizim Drago&#8217;dan bahsediyorum. Çok yemiyor ama her yere etti odamda. sabahtan beri halıyı siliyorum. bi de pis kokuyor ki ..
Neyse, bugün Drago&#8217;yu parka götürdüm. Sabah erken kalktık, parkta dolaştırdım. Kakasını yaptı. Karşı apartmandaki kızın köpeğine saldırdı boyuna bakmadan.  Az kalsın kafasını koparacaktı köpek. Kıza diyorum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne dersen de ejderha işte kardeşim. Laftan anlamıyor ki hayvan. Bizim Drago&#8217;dan bahsediyorum. Çok yemiyor ama her yere etti odamda. sabahtan beri halıyı siliyorum. bi de pis kokuyor ki ..</p>
<p>Neyse, bugün Drago&#8217;yu parka götürdüm. Sabah erken kalktık, parkta dolaştırdım. Kakasını yaptı. Karşı apartmandaki kızın köpeğine saldırdı boyuna bakmadan.  Az kalsın kafasını koparacaktı köpek. Kıza diyorum &#8220;lütfen çekermisiniz köpeğinizi, hayvanımı korkutuyor&#8221; ama bizim draga laftan anlamıyor ki.. biraz pız, ne bileyim korkmuş gibi yap dimi.. haline bakmadan bizim bücür koca köpeğin üzerine atıldı. Kanatları şimdiden güçlü. Tasmasına asılip (evet ejderhaya tasma taktım <img title=":) (Smile)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" alt=":)" width="15" height="15" /> ama çok sevilmli) beni bile zorladı.</p>
<p>Kızın dikkati köpeğindeydi allahtan. Drago&#8217;yu saklayip eve koştum. Bu arada konuştu galiba. Sanki kendi adını söylüyormuş gibi geldi.. Böyle: &#8220;drrra darggg&#8221; gibi birşeyler söylüyor.</p>
<p>Parktan gelince yoğurt yedirdim. Evde ne varsa tadına baktırıyorum. Sebze sevmiyor ama havuç yedi ve yoğurda bayıldı <img title=":D (Big Grin)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/b/biggrin.gif" alt=":D" width="15" height="15" /></p>
<p>Biraz önce StarWars&#8217;un eski bölümlerini seyrettik beraber. <img title="Use the force!" src="http://e.deviantart.com/emoticons/j/jedi.gif" alt=":jedi:" width="50" height="20" /><br />
Kucağımda uyuyakaldı. bugünkü macerası onu yordu heralde. Uyandığında tekrar parka götürmem gerekecek. çok hızlı bi metabolizması var. Kuşa benzediği içinmidir nedir ne yese kakası geliyor <img title=":( (Sad)" src="http://e.deviantart.com/emoticons/f/frown.gif" alt=":(" width="15" height="15" /></p>
<p>Kedi kumu falan mı alsam acaba.. bikaç ay öyle idare ederiz artık.. sonrasına da sonra bakarız napalım..</p>

<p class="sayac_bilgi">[170] defa okundu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://altug.gurkaynak.info/drago-2-park-macerasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:thumbnail url="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" />
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/s/smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:) (Smile)</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/b/biggrin.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:D (Big Grin)</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/j/jedi.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Use the force!</media:title>
		</media:content>
		<media:content url="http://e.deviantart.com/emoticons/f/frown.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:( (Sad)</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
