arşiv

‘Hikayeler’ kategorisi için arşiv

Paralel 2

Salı, 01 Haz 2010

Beni fizikle ilgilenmeye iten tetikleyici güç, bu yaşadıklarımdı elbette. Başta hangi dala saldıracağımı bilemedimse de, okulu bitirmeme doğru tanıştığım bir hocam, beni farklı öğretileri bir arada kullanarak, akıllara bile gelmeyen soruların yanıtlarına ulaşacağıma dair ümitlendirmişti. Tabii kendisine bu yaşadığım kısa maceradan bahsedememiştim. Yalan olmasın, denedim. Ama sözler ağzımdan dökülemeden vazgeçtim. NE olacaktı ki? Adamcağız beni deli sanacaktı, o da olmadı zıpır ve kötü şakalar yapan bir 4. sınıf öğrencisi olacaktım bir anda Profesörün gözünde.

Metafizik, Kuantum Fiziği, Parçacık fiziği ve Uzay – Zaman bükülmesi ve teorilerine dair ne buldumsa okuyup bu konuda ödevler hazırlar olmuştum. Çok az fizik öğrencisi benim gibi gönüllü ödevler hazırlıyormuş. Tabii bunların tamamı düşük notlarını biraz yukarı çekebilmek ümidiyle yapılan çırpınışlardı. Benimki ise içimden taşan, daha çok öğrenmek için didindiğim haftalarından sonra, notlarımı toparlayıp hocalara teslim etmekten ibaretti. Dolayısıyla gözlerinde büyüdüm ve Fiziği derece yaparak bitirdim. Ama yetti mi? Kesinlikle hayır!

6 yıl önce bir anda ortaya çıkan Cem’in, nasıl benim dünyama geldiğine dair belki yüzlerce sayfa teorik not çıkardım. Bir o kadarını da daha sonra öğrendiğim farklı kuramlarla çeliştikleri için yırtıp attım. Tıpkı Vampirle Görüşme filmindeki gibi sokak duvarlarından ona mesajlar yollamaya başladım bir gün. Cevap gelmiyordu. Yine de içimde bir his, sık sık “Cem buralarda” diyordu.

devamını oku…

[259] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Hikayeler

Paralel

Cuma, 16 Nis 2010

Size anlatacağım hikâye, ne gerçek, ne de hayal ürünü. Bunca yıl sonra bile, halâ düşündüğümde ‘gerçek miydi yahu?‘ diye tereddütte kalırım. Belki de bunu gerçekten yaşadım. Yoksa anısının bu kadar kuvvetli olması ve yıllar sonra bile denemeler yapmam boşuna mı?

Liseyi bitirdiğim yıldı. Yaz tatili yeni başlamış, kankalar bir yerlere gitmiş, bense sıkıntı ve yazın ilk sıcak günleriyle bunalmaya başlamıştım. Bilgisayarım arızalandığından onunla da vakit geçiremiyor, tamamı okunmuş, hatta bazıları ikişer defa okunmuş, kitaplarımın yığıldığı kitaplığımın karşısında dakikalarca vakit geçiriyordum.

Sokaklar dolaşılamayacak kadar sıcak, tatil yerleri gidilemeyecek kadar pahalıydı. Televizyonu da pek sevmediğimden bir gün kumandayı karşı koltuğa fırlatıp odamın düzenini değiştirmeye giriştim. Size de olmuştur, öyle, bir anda kalkar bir şey yaparsınız düşünmeden. Yatağımı odanın ortasına çekip kitapları devirmeden kitaplığımı yatağın eski yerine ittirmeye çalışıyordum. Bir elim kitaplıkta, diğeri duvara dayanmış halde yavaş yavaş ittirirken onu duydum; “N’oluyor yaa?”

devamını oku…

[375] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Hikayeler

Avcı Serisi Taşındı

Cuma, 05 Mar 2010

Bir süredir ara verdiğim Avcı serimdeki tüm bölümleri  http://avciroman.wordpress.com/ adresine taşıdım. Hikaye’deki ufak tefek yazım hatalarını en kısa sürede giderip, yeni bölümlere düzenli şekilde devam edeceğim.

Düzenli olarak takip etmek isterseniz RSS ile izlemenizi öneririm. Haftalık bir düzene oturtup her haftaya bir yeni bölüm düşecek şekilde yazmaya gayret edeceğim. Lütfen yorum ve eleştirilerinizi http://avciroman.wordpress.com/ adresinde belirtmekten çekinmeyin.

[356] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Hikayeler ,

Sadece İnsan

Perşembe, 13 Ağu 2009

Tatilde Ayvalık’taydım ve o güzel sahiller, bölgedeki tarihi doku insanın içini kıpır kıpır yapıyor.. Dayanamadım, hikâye yazdım :) Yorumlarınızı eksik etmezseniz çok mutlu olurum..

A.

devamını oku…

[649] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Hikayeler , ,

Drago – 7 (Ben bir Garip Ejderim, köşe bucak gezmeyim)

Cuma, 19 Ağu 2005

Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba sevgili okurlarımız.
Zekası ve fiziği hormonlu domates gibi hızlı gelişen Ejderha Drago‘nun maceralarına devam etmeden önce bir hatırlatmada bulunmak lazımdır.
Sevgili okurlar, bildiğiniz gibi uzun süredir yazmadım ve gelişme hızını göz önünde bulundurursanız az sonra okuyacaklarınızın mantıksal olarak sizi şaşırtmaması gerekiyor, fakat “ben görmeden inanmam” diyenler de çıkacaktır, ne diyelim, bugün değilse yarın görürsünüz efendim :)

İlk Deneme
Drago’nun uçuş merakı, ona vizontele’deki pilot gözlüğünden almamla tavana vurmuştu. Artık her gece binbir söz-yeminle, kimseye görünmeyeceğine, uçaklara helikopterlere dikkat edeceğine söz vererek gece uçuşlarına hız vermişti.

Artistliği tutup dolunayda çıkmak istemesine ben şiddetle karşı koysam da annem haline acıyip “gençliğine ver” diyordu. Ama tehlike büyük sevgili okurlar, öyle böyle değil. Bizimkinin niyeti dolunayda ayın önünden geçip kanatlarını gere gere Ankara’ya Batman gölgesi düşürmekmiş. Bak hele serserinin yaptığına bak! NEyse tabii Annemin son sözü söylemesiyle bizimki birkaç defa daha uçtu-geldi-kondu. takılıyordu yani kendince.

Sonunda bu şımarığa bir ders vermenin zamanı geldi deyip planımı uygulamaya soktum.
Bir gün dedim ki;
- Drago, bak filmlerde gördün, ejderhalara binip uçan insanlar var.
- Eee bana ne? Hem onlar film.
- Saçmalama oğlum! Ben de sana binecem, beni gezdireceksin artık geceleri.
- Bak abi, 2 lokma yemek verip besledin diye ne demek binmek minmek, oluyor mu ama?
- Oğlum bunda gocunacak birşey yok, sırtına oturucam nah şuraya kanatlarınla boynunun arasına. Taşıyamazmısın beni de?
- Taşırım da, nasıl olacak be abi, ben pike yapıyorum, takla atıyorum icabında, tutunabilecek misin?

Düşündük taşındık, bir cins eyer yaptırmaya ikna ettim bizimkini.
Ankara’nın dışında at çiftliği olan bir tanıdığa hemen o gece bir telefon çakip, özel bir eyer yapip yapamayacağını, ne kadara malolacağını sordum. Gem de vermek istediğini duyunca Drago küplere bindi! “Ben ağzıma at gibi o şeyi tutturmam, aklından bile geçirme” diye dayılandı bana. “Yok oğlum ne alakası var istemez zaten ben sana güveniyorum” dedim, yatıştırdım. Eyerin hazırlanması 1 haftayı bulacakmış, o arada ben de bizimkine Ejderha Mızrağı serisini okudum. Seriyi okuyanlar bilirler, kitapta ejderhalara binen iyi ve kötü süvariler anlatılmaktadır.

Daha bir haftayı bulmadan eyerimiz hazırdı. üzerinde birkaç değişiklik de yapip drago’nun sırtına bağladık. Aslında daha çok bir yelek gibi o kendi giyiyor, ben de kemerlerini önden sıkıyordum. Benim düşmemem için de bir cins X şeklinde beni eyere sabitleyen bir emniyet kemeri sistemi geliştirdik. İlk uçuşumuza artık hazırdık.

Balkona çıktık gece 2-3 gibi, ben zar zor sırtına çıktım Drago’nun ve kendini balkondan bırakıverdi. Sevgili okurlar bir an taşıyamadı da düşüyoruz sandım, o korkuyu ancak Bungee Jumping yapanlar bilir herhalde. Şuan bunları yazarken 10-15 uçuş yapmış olmama ramen aynı heyecanı yaşar gibi oluyorum.

İlk önce ikimizin de birbirimize uyum sağlayabilmesi için bizim mahallenin dışından bir tur atip döndük. Bizimki hemen havaya girmişti, pilot gözlüğünü aldı, tekrar havalandık. Annem baya korkuyordu “Aman yavrum iyi tutun, Drago, aman Altuğ abine dikkat et emi yavrum”

Kendimizden öyle geçmiştik ki drago dinlensin diye konduğumuz bir gökdelenin (konya yolundaki condominium plaza) tepesinde laflarken havanın aydınlanmaya başladığını görüp teleşa kapıldık ve soluğu evde aldık.

Artık geceler bizden sorulurdu!

- devamı yakında -

Drago’dan gelişmeler köşesi:
- Boy: 350cm
- Kanat açıklığı: 440cm.
- Pilot gözlüğüyle çektirdiğimiz resmi kendi köşesindeki duvara astık. Magaloman olacak sanırım.
- Yarasaların geceleri uçtuğu zamanlarda onunla temas kurmaya çalıştıklarını ama insanlarla çok yaşadığı için onları tam olarak anlayamadığını söylüyor.
- Rakı seviyor ama rakı sofrasında cıvıtıyor. “İçim yanıyor uleaan” dediğinde masanın altına kendimizi zor atıyoruz, SICAK bir nefesi var.
- Sokaktan kardeşim bir kedi buldu, şimdilik el kadar. Annesinden ayrılmış, Drago’yla yatıyor geceleri, baya sıcak oluyordur ama kedi de drago da memnun. (Kedinin adını Drago “Şerafettin” koydu. Şero diyoruz. Leman’yak hastası zaten bizim koca kanat)
- Çok pis Mortal Kombat oynuyor. Öğrettiğime öğreteceğime pişman oldum :( Klavye zor kullanıyor diye bilgisayara game-pad bağladık, acayip combo yapıyor!

[223] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Hikayeler ,

Drago – 6 (Yol Yorgunları)

Cumartesi, 09 Tem 2005

4 Temmuz gece yarısı ben iş için Samsun’a, Drago’da Ufak bir kamp yapmak üzere Toroslar’a (kestirmeden) yola çıktık. Benim otobüsüm tam gece 00:00′da kalkıyordu, Dragonun kanatlar da o aralar gerilip gece göğüne yayılmıştı sanırım.

Samsun’a sabah vardım ve ilk iş Kurulum yapacağım devlet kurumuna gidip programı kurmaya ve eğitim vermeye başladım. Akşam başıma gelenler ve sonraki yol maceralarımı bilehare anlatırım.

Ertesi gün akşama kadar yol alip Trabzon’a vardım ve hapishane hücresi gibi bir pansiyon odasına yerleşip o dakika uykuya daldım. Sabah kalktığımda ilk iş yine kurulum yapımak ve akşam yola çıkacak şekilde hazırlık yapmak oldu. Tüm gece Ankara’ya yolculuk boyunca çok yorucu ama bir o kadar da eğitici bir otobüs maceram oldu.

Eve döndüğümde Drago hala dönmemişti ve ben onca günün yorgunluğunu atmak üzere yatağa attım kendimi. 13 saat uyumuşum. Kalktığımda drago dönmüş ve televizyon seyrediyordu. Annem de babamla beraber tatilde olduğundan kardeşim ve Drago’yu besleme işi de bana düştü. Yemek yaptım, bulaşık yıkadım. Yine iş – yine iş anlayacağınız. Bir türlü dinlenemiyordum. Drago’da da bir halsizlik sezdim. Dün gece parka gittiğimizde o da fazla kalmak istemedi ve eve gelip yattık hemen. Bizimki çat pat anlattı maceralarını. Ama o anlatırken ikimizin de gözleri kapandı ve uyuyakaldık.

Drago’dan gelişmeler köşesi:
- Boy 102cm
- Tek başına çıktığı gezide kanadına bir yara aldı. Sol kanadında bir çentik var.
- Anlattığına göre alev üflemiş baya. Ama çok üfleyince başı dönüyormuş :)
- Sıcaklar iyice bastırdı ama Ejderler sıcaktan kesinlikle etkilenmiyor. Yaz-Kış farkı yon bunlar için.
- Drago sakız ciğneyebiliyor ama ağız yapısı uygun olmadığı için balon şişiremiyor :P deli oldu.
- eski şortumu da Drago’ya verdim. güneş gözlüğü de takip resmini çektim, çok sevimli oldu. Eskiden Tv’de Denver diye bi dinozor vardı (çizgifilm) şehirde yaşar havai gömlek giyerdi ona benzedi.

Önemli not: Bu not Drago’nun kendi isteği üzerine eklenmiştir. Onun gerçekte var olmadığını düşünmek size daha güvenli bir dünyada yaşadığınızı hissettirecekse istediğiniz gibi düşünebilirsiniz ama Drago gerçek. Ayrıca insan yemeyeceğine söz verdi. Beşiktaş maçlarında bir istisna yapabilirmiş. Evet, Drago Beşiktaşlı, ben de GS’liyim. (kime çekti anlamadım ki)

[177] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Hikayeler ,

Drago – 5 (Eve Dönüş)

Çarşamba, 29 Haz 2005

Uzun zamandır size Drago’yla ilgili yazamadım kusura bakmayın.
Bizimkinin büyüme sancıları iyice doruğa çıktığında artık tasmasız gezdireyim dedim bir gece parkta ve olanlar oldu. Drago Kaçtı!

O sabah halinde biraz huzursuzluk sezdim. Sürekli pencereden yukarı uzanip dışarı bakıyordu. Bazen de çişi gelmiş gibi iniltiler çıkarip başını bana çeviriyor sonra tekrar uzun uzun dışardaki parka bakıyordu. Ben görmezden geldim, bilgisayarda çok işim vardı çünkü. Şımarıklık yapıyor diye düşündüm ama hata etmişim!

Bizim evin arkasında sabit pazar kurulur perşembe ve pazar günleri. Önceki perşembe günü de pazarın toplanma saatinde, akşam, Drago’yu parka çıkardım. Bu sefer tasmasını çıkarip serbestçe dolaşmasını istedim. Neticede bana iyice alıştı diye düşünüyordum. Köpek sahipleri de bir yaştan
sonra dışarda tasmalarını çıkarır mutlu ederlermiş köpeklerini. Eh bizimki Ejderha kardeşim onun hakkı değil mi tasmasız dolaşmak? Çıkardım tasmayı, sonra bana biraz baktı, başını yana yatırdı (tipkı Jurassic Park’taki velociraptor’lar gibi göründü gözüme o an -tabii kırmızısi-) Sonra iki kanat çırpip yüzümün hizasına yükseldi ve “Tesssskür!” Diye cikledi.

Mutluluğum sadece birkaç saniye sürdü çünkü hızla parkın diğer ucuna gitti ve gözden kayboldu. Parkımızın ortasında hafif bir tümsek var, ben onun arkasına gitti sandım, koştum ama bulamadım. Ağaç pek yok bizim parkta, olanlar da zaten Drago’nun boyunda (o sabah ölçtüğümde boyu 70cm’yi biraz geçmişti) ve görünmüyordu ortada.

Seslendim, ıslık çaldım, gel yavrum dedim ama nafile, Drago gitmişti.

* * *

Evde onsuz geçen ilk gün hayatımdaki yerini anlamak için yetti de arttı bile. Meğer günün büyük bölümü Drago’yla geçiyormuş. Annem de üzüldü baya “Demek gitti Dragiş” diyordu.

Salondaki köşesini hiç bozmadım, içimde bir yerde bana son bakışında sanki birşey söylemek istiyordu diyen cılız bir ses kalmıştı. Zaten o ses tuttu beni Drago’nun köşesini bozmamak için.

Geçen 4 günde hatamı iyice anladım. Onu çok baskı altında tutmuştum. Zekasının ve fiziğinin hızlı gelişimini izleyip ona hayran kalırken, ergenlik çağına girdiğini görememişim. Hırçınlığını şımarıklığa, çocukluğuna yormuştum.

Geçmek bilmeyen 4 günün sonunda bir sabah, güneş yeni doğarken penceremde bir tıkırtı
Balkona iniş yapmış ve ayaklarının ucunda yükselip pencereye tık tık vuruyor tırnaklarını. Koşup balkon kapısını açınca bizim ufaklığın eskisi gibi ufaklık kalmadığını ve yakında başıma daha büyük işler açacağını farkettim aniden. Nerelerde takılmış, ne yiyip içtiyse, bizimki baya boy atmıştı, başı belime geliyordu artık ve balkondan odama girerken pulları daha parlak, yürüyüşü daha bir azametli göründü bana.

Bu hızlı büyümenin önüne geçemeyeceğimin farkındayım. Ne yapacağımı bilmez bir halde geçiyor günler. Neyse, bu konuda fazla da düşünmek istemiyorum.

Drago’ya sarıldığımda o da omzuma pençelerini koyup pış pış hareketi yapmaz mı çok güldüm. İnsanların arasında bir Ejderha. Vallahi tezatlar ülkesinde yaşıyoruz arkadaşlar. Gün geliyor bir ejderha sizi teselli etmek için elini omzunuza koyabiliyor..

* * *

Drago’dan gelişmeler köşesi:
- Boy 95cm
- Pullar daha parlak
- Gözleri mavimsi bir renk aldı döndüğünden beri
- Parkta artık hep tasmasız gidip geliyoruz
- Kediler Drago’yu seviyor o da onları. Hatta parktaki bir kediyi ellerine alip bana doğru uçtuğunda kedi onu tırmalamasa eve getirmemiz için ısrar edecekti.
- Annem Drago için özel bir deri yelek dikti, çok yakıştı (siyah)

Yine yazarım, kendinize iyi bakın

[158] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Hikayeler ,