Avcı – 7

Cuma, 05 Şub 2010

Uzun pardesülü iri yarı adam, gürültülü barın karanlık bir köşesindeki küçük masada oturuyordu. Gözlerini iki eli arasında tuttuğu bira sürahisine dikmişti fakat ıslak, bakımsız saçları yüzünü kapatıyordu. O köşeye doğru başını kaldıranlar, her gece gelip saatlerce kendini alkol denizinde yüzdüren bu berduşa alışmış, başlarını tekrar eğlenceye ve kendi sohbetlerine geri döndürüp onu görmezden geliyorlardı.

Başkalarının varlığını unutmak istercesine gözünü masasından ayırmayan, yine de o gürültü içinde kulağına çalınan uzak çığlıklar arada bir yüzünün ve ellerinin seğirmesine neden oluyordu. O küçük uzak çığlıklar bazen can hıraş böğürmelere dönüşüyor, ama her zaman silah sesleriyle sona eriyordu. Üzerinden aylar geçmiş olsa da, Hamza, o baskın gününün hatıralarından kendini kurtaramamıştı.

Kendini insanlar arasına atmış, yine de onlardan uzakta oturup kendi dünyasında kısılı kalmıştı. Çok az konuşuyor, lezzetsiz aburcuburlarla karnını tok tutmaya çalışıyordu artık. Arada bir onu ‘karizmatik’ sanıp, masasına sırnaşan kızları elinin tersiyle kovalıyor, tek sandalyeli küçük masasında çerezsiz, zevksiz ve somurtkan, kendini alkol denizine bırakıyordu artık. Gündüzleri yanmış eski yuvanın bir köşesinde, geceleri de bu ve benzeri barların kendine ayırttığı, kabadayılıkla oturanları kaçırttığı, köşe masalarda içerek geçiriyordu.

Hatırladığı herşeyden uzaklaşmak için, saldırı sonrası diğer kurtadam sürülerine katılmayı seçen kardeşlerini terk etmiş, fakat sadece unutmak istedği şeyleri düşündüğü bu tek kişilik yalıtılmış zihin hapsine kendini mahkum etmişti. “Neden kaçtım? Neden Fatma’yı kurtaramadım?

devamını oku…

[51] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Avcı, Hikaye ,

Uyuyan bir şeyler..

Cuma, 08 Oca 2010

Bu bilgisayarın başında oturup, sadece klavye ve fare’me dokunarak ve dirseklerimden yukarısını hareket ettirmeden bir yaşam sürüyorum.

Bir kot pantolon ve bileklerimden yukarı sıvadığım kazağım kulağımdaki, beni dünyadan soyutlayan kulaklığımla tam bir ofis insanına benziyorum. Göbeğim her gün biraz daha “ben buradayım!” diyor.

İçimde, belki geçmişimde yaptığım bir hatayla yoluna devam edememiş uyuyan bir şey, bir ben daha var. Orada olduğunu hissettiğiniz ama kaşımadığınız yara gibi. Bazen kıpırdanıp “hadi gidelim artık!” diyen bu diğer ben’i duymamak artık imkânsız hale geldi.

Farklı seçimler yaparak onu geçmişe bastırıp sıkıştırdığımdan beri sanal bir rahatlık ve rehavete kapıldım gidiyorum aslında. Bile bile lades.

Kendimi onun kazandığı bir alternatif gerçeklikte görüyorum. Sakallarım uzamış, yarım boğazlı bir kazağın üzerinde dirseğime kadar kollarını kıvırdığım kırmızı oduncu gömlekle, kendimi görebiliyorum. Ben değilim sanki, o başka biri gibi. Kapıdan çıkarken botunu giymek için eğilirken dizlerini kırmıyor. Kapıdan çıkar çıkmaz ahşap evinin kapısından boy baltasını alıp evin arkasına yürüdüğünü, ocak olarak da kullandığı şöminesi için güneş batmadan biraz daha odun kesmek istediğini hissediyorum.

Kar yağmış çam ağaçlarına bakıp derin bir nefes çekiyor vücuduna, sonra az önce dikine koyduğu odunu iki parçaya bölüyor. Düşen parçaları sonra toplayacağı için hemen bir başka kalın odun parçasını yerleştiriyor. Kolay yorulmayan bu adam odunları kucağına dizerken kurt köpeğinin ona yaklaştığını duyuyor. Tasması yok, istediği zaman gelip evin içinde kalabilen sessiz bir arkadaş. Başını koluma sürtüp dilini sarkıttığında sırıtıyor gibi görünüyor.

Bana bunları göstermekle ne kastettiğini çok iyi biliyorum. “Beni yaşatsaydın, hayatın farklı olurdu!

Biliyorum.

Bir gün seni uyandırmak için geri döndüğümde orada seni güçlü bulmak istiyorum. Bu yüzden bana seyrettirdiklerine kızmıyorum. Sen gösterdikçe ben izleyeceğim. Zamanı geldiğinde sakallarımın arasında beyazlar ve sırtımda kırmızı oduncu gömleğimle dümeni sana devredeceğim.

Biraz daha sabır eski dostum.

[510] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Bağımsız

E-Tohum 2010 maratonum sonuçlanmak veya yeni başlamak üzere.

Pazartesi, 28 Ara 2009

Bazı okurların bildiği gibi bu yıl sevgili eşim Evren’le birlikte oluşturup üzerinde çalıştığımız bir projemiz var. Bu projeyi E-tohum’a dahil edebilmek üzere aday olduk. Geçtiğimiz aylar boyunca e-tohum etkinliklerinde oldukça çok ve yeni bilgi edindik, bir not defterim sırf bu toplantılarda aldığım notlarla doldu bile :) Çok kişiyle tanışıp, kaynaşma imkanı buldum. Gelişmeler ve haberler hep umut vericiydi.

31 Ocak günü, hangi E-tohum girişimcilerinin 2010 yılı için desteklenecekleri açıklanacak. Elbette tüm adaylar gibi biz de bu girişimcilerden biri olmayı umuyoruz. E-tohum bir yarışma değil, bir fikir – destek – yatırım buluşturması. Burak Büyükdemir‘in oluşturduğu ve pek çok hukuk – yatırım şirketi – internet şirketi ve sektörün “bir bilen adam ve hanımları”nın desteğiyle hayat bulan, çok sevilen bir oluşum.

Açık söylemek gerekirse, bu yılın eylül ayında İstanbul’a dönmemin ana sebeplerinden de bir tanesi E-tohum. Fikrimi hayata geçireceksem bunun uzaktan gazel okuyarak olmayacağı açıktı.  Eski firmam GittiGidiyor’a ve İstanbul’a planladığımdan 1 yıl erken döndüm. Fikrimiz ve ortak hayalimiz için eşimden ayrı kalacağım bir yıl olacaktı bu ve yarısı geçmiş olsa da, evli okurların tahmin edeceği gibi, zor geçiyor arkadaş! Başarmak için geldim ve elimden geleni yaptım, gerisi yatırımcıların ve destek olabileceğini düşünenlerin seçimine kaldı :) Seçilsek de seçilmesek de, E-tohum tecrübesi unutulmaz bir bir keyif. Aklında bir iş fikri olan her girişimcinin bu keyfi ve imkanları yaşamasını gönülden diliyorum!

Pekii biz neler yaptık bu süre zarfında?

  • Sadece taslak halindeki fikrimiz için bir yazılım çekirdeği bulduk, çekirdeğin yazılımcılarıyla uzun yazışmalar yapıp anlaştık, hukuki olarak bağlayıcılığı olan ve bizi koruyan sözleşmelere sahip olacağız.
  • Bir domain adı satın aldık. 
  • Birkaç demo yaptık ve düzgün çalışıyor. 
  • Hedef kitlemizin çok geniş olduğunu görüp daralttık ve hedef kitleyle gerilla usulü ufak görüşmeler yaptık. Sonuç olumluydu, kullanmak istiyorlar! 
  • Dosya ve veri tabanlarımızı güvenli bir yere almamız gerekiyordu, GittiGidiyor bize destek çıkıp sunucularında “kendi yerimizi satın alıncaya kadar” yer verdi. 
  • Proje raporu yazmayı, iş sunumu yapmayı öğrendik. Bir yönetici raporu yazdık ve sanırım doğru yaptık (Burak hoca ve G. Kawasaki sağolsun)

Şimdi sıra kendimizi ve projemizi anlatmaya kaldı. Bu yılki macera bitmedi. Ya bireysek olarak yavaş yavaş projemiz can bulacak, ya da e-tohum’un sihirli değneği bize dokunacak ve projemizi destekleyecek yatırımcı – fikir ortağı – destekçi(ler) bulacağız.

Tamam “yarışma değil” ama, insan heyecanlanmadan edemiyor arkadaş ;)

İşte E-tohum’un konuyla ilgili duyurusu:

2010’da destekleyeceğimiz 15 yeni internet girişimini etohum’un 30 Ocak 2010 Cumartesi günü Bahçeşehir Üniversitesinde düzenleyeceği haftasonu toplantısında açıklıyoruz.
2009 yılı içinde etohum’a başvurularını yapan adaylar zorlu bir seçim sürecinden sonra Ocak ayı içinde yatırımcı ve tecrübeli internet girişimcilerinden oluşan bir topluluğa sunumlarını yaptıktan sonra ilk 15 aday arasına girmeye çalışacaklar. 2009 yılında etohum’a 1.000’in üzerinde girişimci başvurdu. Bu başvurular arasından 150 kişiyle yüz yüze görüşülerek 40 girişimlik kısa listeye indirildi. Bu adaylar Ocak’ta sunumlarını tecrübeli internet girişimcilerine yaptıktan sonra etohum’un destekleyeceğiz 15 girişim ortaya çıkacak.

[482] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak İnternet , , ,

Avatar ve bazı notlar

Pazartesi, 28 Ara 2009

Bugünlerde herkes Avatar‘dan bahsediyor. Bir bilimkurgu sever olarak biraz geç de olsa sonunda bu cumartesi gidip 3 boyutlu versiyonunu seyredebildim. Ayıp bana, gösterime gireli 2 hafta oldu halbuki :)

Filmde gitmeden önce bir yığın eleştiri okumuştum Twitter ve FriendFeed‘de. Filmi izledikten sonra bunlardan yalnızca birine katılabiliyorum, o da 3 boyutlu seyretmemiz için dağıtılan gözlükler -evet çok kaliteliler ama-  filmin ışığını o kadar engelliyor ki, film neredeyse karanlık.

Ara sıra gözlükleri çıkarıp baktığımda aslında filmin ne kadar parlak renklerde olduğunu görüp hayıflanmadım desem yalan olur. 3 Boyut adına filmin ilk 5 dakikası hariç de öyle aman aman bir 3 boyutlu gerçeklik hissi yoktu. Yani demem o ki, henüz Avatar’ı seyretmemişseniz 3 boyutlusu hiç de şart değil.

Ben Kadıköy’deki Tepe Natilüs’te seyrettim. Bilet çok pahalı, üzerine bir de 1.5 lira gözlük kirası, 1 lira da internetten bilet aldığım için hizmet bedeli ödedim. Mybilet adındaki bu internetten bilet alma sisteminin -bu kafayla- çok uzun ömürlü olacağını sanmıyorum. Organizasyonlarla anlaşıp bu şekilde bir hizmet veriliyorsa bunun firmaları için gelir yapısının sinema (veya konser, sergi) salonu sahipleri veya organizatörleriyle anlaşılması ve ücretin organizasyondan sonra alınmasını daha doğru buluyorum. “Hayatını kolaylaştırıyorum ama para peşin” mantığı artık geride kaldı. Umarım mybilet yetkilileri de kazançlarının baş aşağı gittiğini görmeden bu -kendileri için- hayati durumu düzeltirler.

1 lira için amma konuştun” diyebilirsiniz ama yine hafta sonu dikkatimi çeken bir konuyla lafı bağlayayım. Sokakta yarım litre pet şişe su: 50 kuruş. Bir lokanta veya hamburgercide en az 1 lira, sinema’da 2.5 – 3 lirayı buluyor. Bakkaldan geçen akşam aldığım 1.5 Litrelik büyük boy pet su ise 75 kuruş. İçinden 6 bardak su çıkıyor. Yani sevgili okur, 1 lira önemli bir şey! İstanbul dışında Türkiye’nin her yerinde 1 lira = 2 ekmek parası ediyor. Bu işin vatandaş tarafı.

Kurumsal taraftan baktığınızda bilet ayarlamak ve basmak için 1 lira çok büyük bir rakam. Rakipsizlik (mybilet’in rakibi var mı gerçekten bilmiyorum) fiyatı istediğiniz gibi kullanmak olmamalı. Bizim halkımız uzun süredir gözü kapalı yaşıyor ama internet hayatımıza girdikçe ve günlük bir alışkanlık halini aldıkça esneye-gerine uyanırmış gibi yapıyoruz son zamanlarda. Uyandığımızda işler çok değişecek ;)

Konudan çok saptık, Avatar’a geri dönelim.

Bu film, bazı arkadaşların dediği gibi “öyle teknoloji adına çok da bir şey yoktu“, “dağ fare doğurdu” eleştirilerine şamar gibi bir cevap vermiyor. Gerçekten ben de öyle “Aman Yarabbi! Bu bir devrim!” dediğim teknolojik bir yenilik görmedim. Ama bu benim sinema efektleri ve görsellik alanında hiç bir uzmanlığım veya bilgim olmamasından da kaynaklanıyor olabilir.

Efektler gerçekten çok güzel, “Başka bir dünya” hissi ise şimdiye kadar yapılmışların en iyisi ve artık bir mihenk taşı niteliğinde.

Ama filmin asıl önermesini kaçırmanız imkansız. “İnsan bazen çok pislik olabiliyor arkadaş!” diyor film ve doğa ile tüm canlıların aslında bizim görmezden geldiğimiz dengesini anlatıyor. Biraz Doğa ana “Gaia” efsanesini andırıyor ve bu çok hoşuma gitti. Adam gibi bir mesajı olan, kaliteli, size gerçek duyguyu veren, kızdıran, hüzünlendiren, kahkaha attıran GERÇEKTEN GÜZEL BİR FİLM!

Bilimkurguyla uzaktan yakından alakanız yoksa bile gitmenizi, yok inat edip gitmeyecekseniz, sinemanın sinemada izlenmesi gerektiği fikrine alışamadıysanız, DVD’si çıktığında mutlaka edinmeniz gereken bir film Avatar.

[135] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak Güncel , , , ,

Chrome kullanıcıları goo.gl’a kavuştu!

Pazartesi, 21 Ara 2009

Hatırlarsanız goo.gl ile ilgili önceki yazımda ana sayfasının halen aktif olmadığını fakat feedburner yoluyla goo.gl kısaltmaların mümkün olduğundan bahsetmiştik.

Artık URL kısaltması yapmak istediğiniz her sayfayı Chrome Eklentilerini kullanarak anında goo.gl kısaltmasını oluşturmak, twitter veya facebook’ta tek tıkla kullanmak mümkün oldu. Şu adresten ulaşabileceğiniz “goo.gl url shortener” eklentisini Google Chrome’unuza yüklediğinizde bu işlemi tek tıkla ve çok sade bir mini pencerede yapmanız mümkün. Sadeliği dolayısıyla benim seçimim bu eklenti oldu. Bu yazıyı yazdığım şu sırada eklentiyi kullanan 3,776 kişi olduğunu görüyorum.

Ayrıca başka bir eklenti daha var ki bu biraz daha gelişmiş hali. URLShortener‘a http://goo.gl/Hv4F adresinden ulaşabilirsiniz. Bu gelişmiş URL kısaltma düğmesi size istediğiniz URL kısaltma hizmetini kullanma özgürlüğü sunuyor. Bu eklentiyi de yazıyı yazdığım şu anda sadece 129 kişi kullanıyor!

Seçim sizin!

[345] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak İnternet , , ,

Evden E-tohum keyfi!

Cumartesi, 19 Ara 2009

Bugün (Cumartesi) Çanakkale’de olacağımdan bugünkü “e-tohum kampı” davetiyemi şirketimizden arkadaşım Bengü’ye devretmiştim. Bu e-tohum kampını eşimle izlemeyi çok istiyordum oysa ki. Sabah e-postalarımı kontrol ederken harika bir mesajım vardı Burak Büyükdemir‘den, şöyle diyordu:

19 Aralık 2009 cumartesi günü düzenlediğimiz etohum kampını internetten canlı yayına başladık adres: http://www.etohum.com/canli

halil_erdogmusYayına biraz geç girebildim, ben açtığımda canlı yayında Favit.com‘un kurucusu Konstantin Hristov konuşuyordu. Microsoft Silverlight desteği ile verilen yayın son derece kaliteli ve kesintisiz! Şu anda bu yazıyı yazarken konuşan E-bebek.com kurucusu Halil Erdoğmuş‘u sanki en ön sırada oturuyormuş gibi seyredebiliyorum! Keyifli konuşmasına toplantıyı izleyenlerin kesinlikle aklında kalacağına emin olduğum “3 üzüm tanesi ve 3 küp altın” hikayesi ve buna ek olarak çıkardığı dersi aktararak başladı. E-bebek’in benim gördüğüm kadarıyla en büyük farkı, sadece çevrimiçi ticaret değil, annelerin hassasiyetini de anlayarak gerçek (ve büyük) bir mağazayla da destelemesi. Yani almak istediğiniz ürünü dilerseniz sanal mağazalarından, dilerseniz 5.000 m2‘lik gerçek mağazalarından alabiliyorsunuz.

Halil bey’den önce Hepsiburada.com kurucusu Kaan Dönmez‘in samimi ve keyifli konuşmasını seyrederken ne yazık ki Google Chrome üzerinden girdiğim site sık sık kilitleniyordu. Bir küçük not ileteyim hemen, Internet Explorer kullanırsanız kesintisiz çalışıyor..

Kaan bey’in peşinden Yonja.com CEO’su (Genel Müdürü diyemiyoruz son 1-2 senedir) Dilawar Syed konuştu. Konuşmasında en önemli yeri bence Sosyal medya ve ilerisinin en büyük projelerinin Kuzey Amerika’dan değil, Türkiye, Brezilya, Hindistan gibi ülkelerden çıkacağı vurgusu idi.

Kapanış konuşmalarından (yapıldıysa) hemen önce  yayın kesildiğinden, haberler benden bu kadar :)

Teşekkürler E-Tohum ve Microsoft..

[124] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak İnternet , , , ,

Goo.gl çaktırmadan başladı…

Çarşamba, 16 Ara 2009

feedburner_logoGoogle’ın yeni URL kısaltma hizmeti goo.gl resmen açılmamış olsa da çaktırmadan çalışmaya başladı.


Feedburner‘ınızdan eğer Publicize > Socialize kısmına girip twitter kullanıcınızı Feedburner’a tanımlarsanız, son yazılarınızın http://goo.gl/..  şeklinde başlayan bir URL kısaltmasıyla, birkaç saniye içinde,  Twitter sayfanızda yayınlandığını görebilirsiniz.

Örneğin okumakta olduğunuz bu yazının Goo.gl adresi: http://goo.gl/fb/nnDF

Bu kısaltma servislerinde kişisel seçimim TR ibaresini kullandığından ve hizmetini sürekli geliştirdiğinden http://tr.im olsa da Goo.gl‘ın da ilk günden büyük bir çıkış yapacağını tahmin ediyorum.

[274] defa okundu.

Altuğ Gürkaynak İnternet , , ,